Yağmur (İstiska) Namazı

0
1358

istiska-banner

Yağmurun hiç yağmaması, az yağması, yeraltı sularının kesilmesi, tarım ve hayvanlar için su ihtiyacının ortaya çıkması gibi durumlarda yağmur duası yapılır. İnsanların Rablerinden gafil olmaları ve aralarında günahların yayılması sebebiyle, Allah insanları denemek için bazı zamanlarda kuraklıklar meydana getirir.

Bu durumun değişmesi için, Allah’a tevbe ve istiğfar etmek gerekir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Nuh, Mûsa ve Hûd (aleyhimü’s-selam) gibi Peygamberlerin kavimlerine yağmur verilmesi için yaptıkları dualardan söz edilir.
Allah Teala Nuh (a.s)’dan söz ederek şöyle buyurur:

“Onlara Şöyle dedim: Rabbinize istiğfar edin ki, gökten size yağmur indirsin. Size çok mal, evlat ve bahçeler versin, nehirler akıtsın” (Nuh, 71/10-12).

Hz. Musa’dan söz ederek Yüce Allah şöyle buyurur:

“Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, ‘Asanı kayaya vur’ demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. ‘Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın’ demiştik.” (el-Bakara, 2/60).

Ebû Hanife’ye göre, İstiska namazının cemaatle kılınması sünnet değildir. İnsanlar yağmur duasında ayrı ayrı namaz kılarlarsa kerahetsiz olarak caiz olur. Çünkü İstiska dua ve istiğfardan ibarettir. Bu yüzden bu dua cemaatsiz ve hutbesiz olarak yerine getirilir.
Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre; yağmur duası namazının, ihtiyaç varsa, hazar veya seferde kılınması menduptur. Bu dua, Resulullah (s.a.s)’ın sünneti ve raşid halifelerin amelleri ile sabittir. Yağmurun yağması gecikirse, yağmur duası günler boyu bir kaç defa tekrarlanır. Çünkü Allah Teala duada ısrarlı olanları sever (el-Kasanî, a.g.e., l, 282; İbnül-Hümam, Fethul-Kadîr, l, 437; İbn Abidîn, a.g.e., l, 790 vd.; İbn Rüşd, Bidayetül-Müc-tehid, II, 209).

İmam Azam’a göre “İstiska’dan  maksad yalnız duadır, mağfiret dilemektir. Bunda cemaatle namaz sünnet değildir; fakat caizdir. İnsanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler.”

Enes b. Malik (r.a) şöyle anlatır:

“Hz. Peygamber, cuma günü hutbe irad ederken bir adam geldi, onun karşısında durdu ve şöyle dedi:

– Ya Rasülüllah! Hayvanlar mahvoldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, bize yağmur versin.

Allah’ın Rasul’ü ellerini kaldırarak,

“Allahım bize su ver, Allah’ım bize su ver” diye dua etti. Gökte hiç bir bulut işareti yok iken, birden bir bulut çıkıp çevreye yayılmış ve yağmur yağmağa başlamıştı. Bu durum bir hafta sürdü.

Ertesi cuma bir adam geldi: “Ey Allah’ın elçisi! Mallarımız telef oldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, bizden yağmuru kessin dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dua buyurdu:

 “Allahümme havaleyna vela aleyna. Allahümme alel-akami ve’zzırabi ve bulünil-evdiyeti ve menabiti’ş-şeceri”.

Anlamı: “Allahım! Yağmuru üzerimize değil, çevremize, dağlara, tepelere, vadilere ve ağaçlı yerlere ver”. Bu dua île yağmur kesildi (Buharî, İstiska, 6; Müslim, İstiska, 8).

Yağmur duası namazı ( istiska) için en büyük idarecinin veya onun göstereceği kimsenin, cuma namazı gibi aşikâre okuyuşla iki rekat namaz kıldırması mendubdur. Bu namazın arkasından, bayramlarda olduğu gibi, hutbe okunur. Hatib minbere çıkmaz, yerde durur. Kılıç, ok veya sopa gibi bir şeye dayanarak hutbelerini okur.”

İmam Muhammed’e göre hatib, hutbe esnasında elbisesi dört köşeli ise bunun aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya çevirir. Değirmi ise sağını sol tarafa ve solunu da sağ tarafa getirir. Giydiği kaba kaftan, ise, içini dışarıya ve dışını da içeriye getirir ve bu şekilde elbisesini giyer. Bu, sıkıntılı durumun değişmesi için bir hayır nişanı olarak yapılır. Fakat cemaat elbiselerini böyle tersine giymez.

Üç gün arka arkaya İstiska duasına çıkılması güzeldir. Yağmurun inmesi gecikirse, eski elbiseler giyilerek ve başlar öne eğilerek tevazu içinde yaya olarak çocuklar, ehli hayvanlar ile bunların yaşlıları beraberce sahraya çıkılır. Önceden tevbeler yapılır, sadakalar verilir. Haksız yere alınmış şeyler varsa, sahiblerine geri verilir. Müslümanlar için mağfiret istenir.

Müslümanlar yağmur duasına çıkarlarken çocuklarını, evcil hayvanlarla onların yavrularını beraberlerinde götürürler. Çocukları ve yavruları bir müddet analarından uzaklaştırırlar. Böylece üzüntülü bir hal içinde zayıflara ve ihtiyarlara dua ettirerek kendileri de amîn derler. İşte üzüntü, tevazu, kalb yumuşaklığı ve büyük bir teslimiyet içinde Yüce Allah’ın rahmet ve yardımı istenir. Daha sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir şükür karşılığı olsun diye yine sahraya çıkarlar. Bunu yapmak mendubdur.

Yağmurlar istenenden çok yağmaya başlayınca, bunun kesilmesi veya başka taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur.

Yağmur yağarken: “Allahümme sayyiben nafı’an”, yani ;  Allah’ım! bunu yararlı yağmur yap,” denir.

İstenilenden fazla yağınca da: “Allahümme havaleyna ve lâ aleyna”,  yani ; Allah’ım! Bunu zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzerimize yağdırma” diye dua edilir.

Dua eden isterse ellerini yukarıya kaldırır, isterse iki işaret parmağı ile işaret eder. Her duada ellerin içlerini göğe doğru tutmak sünnettir.

İşte bu yağmur duasında gafil olan insanlar için bir uyarma dersi vardır. Her zaman sonsuz rahmetine ve yardımına kavuşmakta bulunduğumuz ikram ve merhameti bol Allah’ımızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile ona muhtaç olduğumuzu anlayarak Yüce varlığına yönelmek ve yalvarışta bulunmak, bizim için bir kulluk borcudur.

Bir düşünelim: Zaman zaman bulutlardan topraklarımıza yağan o yararlı yağmurlar kesilse, bunun sonu olarak da ırmaklar ve dereler kurusa, su kanalları bomboş kalsa, acaba bu suları bize kim getirebilecektir?

Kaynaklarından daima fışkırıp duran ve hayatımıza hizmet eden o tatlı ve berrak suları Yüce Allah yerin dibine geçirse, acaba bunları kim bize getirebilecektir?

İşte

“De ki: ‘Söyleyin bana! Eğer suyunuz (yerin dibine) çekilecek olsa, artık size kim bir akar su getirebilir?’” ( Mülk Suresi 30. Ayeti )

âyet-i kerimesi de, dikkat ve düşüncemizi bu noktaya çekiyor. Artık insanlık için habersiz kalmak ve Hak’tan yüz çevirip nankörlük etmek asla caiz olmaz.

Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası şudur:

yagmur-duasi

“Allahümme, eskına ğaysen mağîsen henîen merîen ğadekan mücellilen seyhan ammen tabakan.

Allahümme, eskıne’l-ğâyse ve lâ tec’alnaminelkanitîn.

Allahümme, inne bilbilâdi ve’l-ibadi vel-halkı minel-levâi ve’d-danki ma lâ neşkü illâ ileyke.

Allahümme, enbit lena Ezzer’a edirre lena eddar’a ve eskına min berakâtissema’i ve enbit lena min berekatı’l-arzı.

Allahümme, inna nestağfıruke inneke künte ğaffaren feersilissemae aleyna midrara.”

Anlamı:

“Bize yardım eden, içimize sinen, bol ve faydalı olup her tarafı kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur ihsan et.

Allah’ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme.

Allah’ım! İlerde, kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık var ki, senden başkasına arzedemeyiz…

Allah’ım! Bizim için ekinler bitir, hayvan memelerini sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve yeryüzünün bereketlerinden bize ürün bitir.

Allah’ım! Biz senden mağfiret dileriz.

Şübhe yokki sen, çok bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol yağmur yağdır.”

Yağmur (İstiska) Namazı İle İlgili Soru ve Cevaplar

Bir yaz günü bahçıvanı Enes -radıyallâhu anh-‘e gelerek yağmur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı. Hz. Enes su getirterek abdest alıp namaza durdu. Selâm verdikten sonra bahçıvanına:

– Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:

– Göremiyorum, dedi. Enes -radıyallâhu anh- tekrar içeri girip namaz kıldı. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:

– Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:

– Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes -radıyallâhu anh- namazını ve duâsını sürdürdü. Az sonra adam yanına girdi ve:

– Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağdı, dedi. Hz. Enes:

-Haydi Bişr bin Şegaf’ın gönderdiği ata bin de yağmurun nerelere kadar yağdığını araştır, dedi.

Bahçivan ata binip etrâfı dolaştığında yağmurun Müseyyerîn köşkleriyle Gadbân sarayından öteye geçmediğini gördü ki Enes -radıyallâhu anh-‘ın bahçesi de bu sınırlar dâhilindeydi.

| İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, VII, 21-22

Enes b. Malik (r.a)ten rivayete göre, Allah Rasûlü cuma hutbesi irad ederken, şiddetli kuraklığın hüküm sürdüğünü, ürünün ve hayvanların telef olduğunu söyleyen bir adamın isteği üzerine; Allahım bize su ver, Allah’ım bize su ver” diye dua etmiştir. Bunun üzerine gökte hiç bulut yokken, birden bulutlar belirmiş ve yağmur yağmaya başlamıştır. Bir hafta süren yağmurlar âfet halini almaya başlayınca, ertesi hafta aynı adamın yağmurun kesilmesini istemesi üzerine Allah’ın Resulü şöyle dua etmiştir: Allah’ım! Yağmuru üzerimize değil, çevremize, dağlara, tepelere, vadilere ve ağaçlı yerlere ver”. Bu dua ile yağmur kesilmiştir.

| Buhârî, İstiskâ, 6; Müslim, İstiskâ, 8

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:

“İnsanlar kıtlığa maruz kaIdılar. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir cum’a günü hutbe verirken bir bedevi kalkıp:

“Ey Allah’ın Resulü, malımız helâk oldu, horantamız kaldı, bizim için Allah’a dua ediver!” dedi. Buunun üzerine aleyhissalâtu vesselâm ellerini kaldırdı. Biz gökte bir bulut göremiyorduk. Nefsim elinde olan Zât’a yemin olsun, daha ellerini geri çekmeden, semâda dağlar gibi bulutlar peydah oldu. Derken daha minberden inmemişti bile ki, sakalından yağmur damlaları dökülmeye başladı. O gün, ertesi güne kadar yağmur yağdı. Daha sonraki günde de yağdı, onu takib eden günde de yağdı, hatta müteakıp cum’aya kadar yağış devam etti. Öyle ki, o bedevi veya bir başkası kalkıp:

“Ey Allah’ın Resulü, binalarımız yıkıldı, mallarımız suda boğuldu, bizim için Allah’a dua ediver (artık yağmur kesilsin)” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ellerini kaldırıp:

“Allahım etrafımıza yağdır, üzerimize olmasın!” diye dua ettiler. Eliyle bulutlara doğru hangi istikametteki buluta işâret etti ise, bulutlar orada açıldı. Bütün Medine buluttan temizlendi.”

Bir rivayette de şöyle denmiştir: “Allahım, (yağmur) etrafımıza yağsın,

üzerimize değil! Allahım, dağların ve tepelerin üzerine, vadilerin içine ağaç biten yerlere olsun!” Hz. Enes der ki: “Bulut hemen çekildi biz de çıkıp güneşte yürüdük.”

| Buhari, İstiskâ 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14, 24, Menâkıb 25 Cum’a34, 35, Edeb 68, Da’avât 24; Müslim, İstiskâ 9, (897); Muvatta, İstiskâ 3, (1, 191); Ebu Dâvud, Salât 260, (1174, 1175); Nesâi, İstiskâ 1, 9, 10, 17, 18, (3, 154, 155, 158, 160, l65, 177).

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a yağmur kıtlığından şikâyet edildi. Bunun üzerine bir minber getirilmesini söyledi. Musallaya minber kuruldu. Halka, oraya gidilecek gün tesbit edidi.”

Hz. Âişe devamla der ki: “Güneşin kızıllığı ufukta görülür görülmez yola çıktı. Musallaya varıp minbere oturdu. Tekbir getirdi. Allah’a hamdetti. Sonra:

“Sizler memleketinizin kuraklığıa uğradığından, yağmurun normal yağma zamanında gelmeyip gecikmesinden şikayetlendiniz. Allah (celle celaluhu) kendisine dua etmenizi emrediyor. Duanıza icabet edeceğini vaadetti” buyurdular ve sonra şöyle dediler.

“Hamd âlemlenin Rabbine aittir. O, Rahman ve Rahim’dir, âhiret gününün sâhibidir. Allah ‘tan başka ilah yoktur, O dilediğini yapar. Ey Rabbimiz, sen kendisinden başka ilah olmayan Allah’sın. Sen zenginsin, biz fakiriz. Üzerimize yağmur indir. İndirdiğini bize kuvvet ve güç kıl. Ecel zamanımıza kadar yetecek kıl!”

Bunu söyledikten sonra ellerini kaldırdı. O kadar yukarı kaldırdı ki, koltuk altı beyazlığı göründü. Sonra sırtını halka dönderdi, elbisesini ters çevirdi, elleri bu sırada hep kalkmış vaziyette idi. Sonra tekrar halka yöneldi: Minberden indi ve iki rek’at namaz kıldı. Anında Allah bulut hâsıl etti. Gök gürledi. Şimşek çaktı. Allah’ın izniyle yağmur başladı.

Resullullah daha mescidine dönmeden seller aktı. Aleyhissalâtu vesselam, cemaatin sığınağa dönmekteki acelelerini görünce azı dişleri görününceye kadar güldü. Ve: “Şehadet ederim ki, Allah her şeye kâdirdir ve ben de Allah’ın kulu ve Resulüyüm” buyurdular.”

| Ebu Dâvud, Salât 260, (1173).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Biz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraberken bize yağmur isâbet etti. Efendimiz elbisesini açtı, bedenine yağmur isabet etti.

“Bunu niye yaptınız?” diye sorduk.

“O Rabbinden yeni geliyor” buyurdular.”

| Ebu Dâvud, Edeb 114, (5100), Müslim, İstiskâ 13, (898).

Yağmur (İstiska) Namazı İle İlgili Soru ve Cevaplar

İstiska (Yağmur) Namazı Nedir?

Yağmur yağmadığı zamanlarda Müslümanlar yağmur duasına çıkar, Allah’ın rahmet ve keremine iltica’ ederek yağmur yağdırması için dua ve niyazlarda bulunurlar. Buna dinî tabiriyle istiska denir. İstiska’nın lügat mânası, yağmur yağmasını istemek demektir.

İstiska Namazı Cemaatle Mi Kılınır?

İmam-ı A’zam’a göre, istiskadan murad, yalnız dua ve istiğfardır. Allah’ın yağmur yağdırmasını istemek için, cemaatle namaz kılınması ise, sünnet değil, belki câizdir. İnsanlar isterlerse tek başlarına da namaz kılabilirler.

İmam-ı Muhammed ile Ebû Yûsuf’a göre ise, istiska için, müslümanların tıpkı Cuma namazı gibi toplu halde namaz kılmaları menduptur. Hatib minbere çıkmaksızın yerde bir değnek veya sopaya dayanarak bir de hutbe okur.

Üç gün birbiri peşine yağmur duasına çıkılması müstahsen görülmüştür. Yine de yağmur

gelmezse, duaya devam edilmelidir. Hadîs-i şerîfte: “Allah duada ilhâh edenleri, yani ısrarla taleb edenleri sever” buyurulmuştur. Dua günü ve duadan önceki 3 gün, oruç tutmak da menduptur. Çünkü oruçlunun duası makbuldür. Bu üç gün içinde, dargınlar barışmalı, sadakalar verilmeli, haksız yere alınan şeyler varsa, sahiplerine iade edilmelidir.

Yağmur duasına çıkılırken başlar öne eğilerek mütevâzıâne bir halde, yayan olarak sahra gibi bir yere çıkılır. Önce tevbeler yapılır, umum mü’minler için mağfiret talebinde bulunulur, böylelikle İlâhî rahmetin celbine çalışılır.

Müslümanlar yanlarına çocuklarını, ehlî hayvanlarını ve onların yavrularını da alırlar. Çocukları ve yavruları bir müddet için analarından uzaklaştırırlar, bu hazin manzara içinde zayıflara, ihtiyarlara dualar ettirilerek kendileri de âmin derler.

Özet olarak söyleyecek olursak, hüzünlü, mütevâzıâne, huşû’ içindeolarak Allah’tan rahmet ve inâyet istenir. Daha sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir şükrâne olmak üzere, yine sahraya çıkılır.

Yağmur Duası ve Namazı Niçin yapılır?

Yağmur duasında ve namazında, biz gafil insanlar için büyük bir îkaz ve ibret dersi vardır. Her vakit nihayetsiz rahmet ve inâyetlerine nâil olup durmakta olduğumuz Rahîm ve Kerîm Rabbimizi, hiçbir vakit unutmamak ve her vesile ile O’na muhtaç olduğumuzu anlayarak şükür içinde dergâh-ı Kibriyâsına yönelmek, dua ve niyazlarda bulunmak, bizim için büyük bir kulluk borcudur.

Bir kere düşünelim, vakit vakit bulutlardan topraklarımıza yağan o faydalı yağmurlar kesilse, bunun neticesi ırmaklar, dereler, çaylar kurusa, acaba bu suları bize kim te’min edecektir. Kaynaklarından daima fışkırıp duran, hayatımıza hizmet eden o tatlı ve berrak su menba’larını Hak Teâlâ kesip kurutsa, acaba bunları bize kim geri verebilecektir.

İnsanoğlu bu gerçekleri her zaman düşünüp Allah’a sonsuz şükür ve hamd de bulunması gerekirken, çoğu kere gaflete düşmekte; ni’metlere karşı şükürsüzlük ve nankörlüğe saplanmaktadır.

İşte yağmursuzluk, kuraklık gibi musibet hallerini,Cenâb-ı Hak zaman zaman insanlara, bu gaflet ve şükürsüzlüklerine bir ceza olarak vermektedir. Böylece onlara aczlerini hissettirip gafletten uyandırmakta; dua ve niyâz ile dergâh-ı izzetine koşturmak, zelilâne ve mütevâzıâne huzurunda el açtırmak istemektedir.

Eğer dua ve ibadet çok edildiği halde musibet kalkmaz, yağmurlar yağmazsa, yapılan dua ve ibâdetlerin kabûl olmadığı söylenmemelidir. Bil’akis, “henüz duanın vakti geçmedi, ibâdetin zamanı bitmedi”, diye düşünülmeli; ibâdet ve duaya devam edilmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.