Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan!

0
329
Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan!

Günlerden hiç olmadığı kadar anormal, hiç olmadığı kadar kasvetli bir gündü. O günün kasveti Müslümanların gözlerinde yer etti. Kara bağlarla bağladı Müslümanların ferasetini…

Ve zulümden nasır tutmuş elleriyle kapattı Müslümanların kulaklarını…

Artık derin bir karanlığın ortasında, sessizliğe gömülü bir beden ve uykuya hazır Müslüman nesil!

“Uyu Müslüman nesil, uyu! Biz tamam diyene, biz uyan diyene kadar uyu!”

Şeklindeki telkinlerle akıl dümenini bırakmış bir Müslüman nesil! Artık uyan!

Peki ne idi bizleri bu kadar uyutan, hissizleştiren, vurdumduymazlaştıran, çevrende, yörende, ötende, berinde yükselen yardım çığlıklarına sağır eden ve dahi hakkın hakkına kör eden?

El-Cevap: Sensin ve senin hayatın!

“Sende, amma yaptın ha! Ne varmış benim hayatımda? Sanki herkes dört dörtlük mü? Bir ben mi hatadayım? Benim düzelmemle olacak iş mi bu? Ben o kadar kuvvetli değilim” Deme! Dur ve bir bak hayatına! Ben nerede hata yaptım?

Ey hafızası yorgun ve daha da yorulmakta olan din kardeşim!

Ne çabuk unuttun geçmişte yaşanan elim olayları! Ne çabuk hafızandan söküp attın zulüm altında “Niçin yardım etmiyorsun” nidasıyla bakan iki çift minik gözleri. Nasıl unutursun Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Arakan’ı, Myanmar’ı, Afganistan’ı, Bangladeş’i, Pakistan’ı,’ı, Afrika’yı, Bosna’yı,’i ve nice sömürge altındaki din kardeşlerinin çektiği acıları!

Daha dün; “Nükleer Silah” bahanesiyle Irak’a girilip kadın çocuk demeden katledilmedi mi? Önlerine kattıkları insanları Ebu Gureyb Hapishanesi’nde çeşitli işkencelere, hakaretlere ve aşağılamalara maruz bırakılmadı mı? Çırıl çıplak soyulup, kafalarına poşetler geçirilip, yanlarında pişkin pişkin fotoğraf çektirilmedi mi? Kadınlara, mini mini kızlara, bebeklere tecavüz edilmedi mi?

“Halkıma, Ramâdi’nin, Halîdiye’nin ve Fellûce’nin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara… Bu size, Amerikan-Siyonist hapishanesi Ebu Gureyb’ten kardeşiniz Nur’un mektubudur. İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum.”

şeklinde başlayan mektubunu utanç içerisinde, göz yaşlarına boğularak okumadık mı? Dünyanın gözünün içine baka baka yaşanan bunca olayı meşru gösterip; Irak’a ait olan külçe külçe altını, varil varil petrolleri ve dahi bir çok zenginliği ülkelerine götürmediler mi? Ey Müslüman! Hala unutmaya devam mı edeceksin?

Ey vicdanı canlı, diri olan candan öte can kardeşim! Kobay faresi muamelesiyle kimyasal silahların üzerlerinde denendiği ahının arşa vardığı Doğu Gutalı kardeşini hiç düşünmez misin? Sebepsiz yere bombalanarak harabelerin içinde yaşamaya zorlanan Halepli mazlumları görmez misin? Her gün su götürmez bahanelerle, gözlerinin önünde öksüz ve yetim bırakılan İdlibli binlerce çocuğun ağlamasını, ağıtlarını, haykırışlarını duymaz mısın?

Her zorluğa, en ağır imtihanlara maruz kalmalarına rağmen “Allah’ın iradesi böyleymiş. Allah isterse Esad’ın askeri terliğimin altındadır.” diyebilecek kadar tevekkül ve teslimiyet sahibi küçücük bir çocuğun sözlerinden etkilenmeyecek misin? “Senin anneni öldüren Esad’ı öldüreyim mi?” sorusuna “Hayıır! Günah! Hayıır! Haram!” diyebilecek merhamette olan bir kız evladının bu davranışı vicdanını sızlatmayacak mı? Ey Müslüman! Hala tepkisiz kalmaya devam mı edeceksin?

 

Ey yıllarca mazluma umut olan dedenin torunu!

Abdulhamid Han’ın bir kum tanesini bile düşmana vermekten sakındığı, toprağından havaya karışan tozunun bile düşmanının üzerine konmasından imtina ettiği (sakındığı) Filistin topraklarında şuan zulüm varsa, kan varsa bu Abdulhamid Han’ın üzerindeki hakkı değil midir? 1947’den bu yana ezilen Filistinli kardeşlerinin sapanlarla, taşlarla, yeri geldiğinde bedenleriyle yaptığı mücadeleye sessiz kalıyorsak boynumuzu vebal değil midir?

 

Babasının arkasına saklanmasına rağmen İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu, babasının kucağında şehit olan Filistin direnişinin sembollerinden 12 yaşındaki Muhammed Durra duyarsızlığını ahirette yüzüne vurmaz mı?

 

İki bacağını da Filistin direnişine veren ve o haliyle bile zulme karşı direnmeye devam eden Fadi Abu Salah, davasına olan vurdum duymazlığını duysa yakana yapışıp “Neden? Sen benim bir kardeşim, bir abim, bir babam, bir evladım değil miydin?” demez mi?

 

Osmanlı’nın Mescid-i Aksa’yı koruması için nöbetçi bıraktığı ve 52 sene boyunca görevine azimle devam eden Onbaşı Hasan

“Evladım, biz burada niçin nöbet tuttuk?”

diye haykırmaz mı? 128 yaşında dünyaya gözlerini yuman Osmanlı’nın son tebaası Hacı Alemiya nine “Yavrum, babam senin dedenin ordusunda senelerce hizmet etti, ben dedenin tebaasıyım, benim, iyalimin (ailemin), buradaki evlatlarımın en kötü zamanında neredeydin?” diyerek serzenişte bulunmaz mı? Yirmi metre kare dükkanı için 24 milyon $ para verildiği halde

“Ben ülkemi ve senin mirasını satmadım ancak sen beni niçin yüzüstü bıraktın?”

diyerek haykırmaz mı? Eğer susar ve sessiz kalırsak, saymakla bitiremeyeceğimiz kadar kul hakkı omuzlarımıza binmez mi? Ey Müslüman! Hala bu yükün altında kalmaya devam mı edeceksin?

 

Ey Din-i Mübin ile şereflenmiş kardeşim!

Bu sözüme kulak ver. Değişim, ferdi olarak başlar. Çevrene, çevrenden de dünyaya yayılır. Önce sen kalbini ve niyetini Allah (Celle Celaluhu) için kılacak, Allah (Celle Celaluhu) için zalime kızıp, Allah (Celle Celaluhu) için mazlumları sevecek ve onları koruyacaksın! Dünya üzerinde Müslüman kardeşlerine zulmeden hangi devlet, kurum veya kuruluş varsa onların mallarına sahici bir boykot uygulayacaksın! (Boykot etmek demek, ne evine, ne çevrene, ne yörene onların mallarını sokmamak ve sokturmamaktır. Misal, arkadaş sözde İsrail’i kınama mitingine gidiyor ancak evinden Coca-Cola’yı eksik etmiyor. Veya “Bunlar hep Amerikan’ın oyunu”, “Dünya senin babanın çiftliği mi her yere saldırıyorsun?” der ama elinde İphone vardır. Böyle boykot olmaz. Sadece meydanlarda sadece “Kahrolsun!” diye bağırmakla iş bitmiyor, icraat gereklidir.) Kendini, eşini ve dahi bir anne, bir baba, bir kardeş olarak senden sonraki neslini Alem-i İslam’a köle edecek, İslam’ın kanayan yaralarıyla ile yatırıp, onlar ile kaldıracaksın! Sırat-ı Müstakim için harcanacak körpe beyinleri dizilerle, filmlerle, tabletle, bilgisayarla vs. boş şeylerle doldurtmayacaksın!

Mazlum kardeşin için dua etmeyi, dış mihrakların seni alt edemeyeceğe kadar ilmen kendini yetiştirmeyi ve iyalinle de (Ailenle de) o denli ilgilenmeyi ihmal etmeyeceksin!

Merhum Timurtaş Hoca kürsülerde ne diyerek kükrüyordu?

“Uyanmalısın Müslüman! İslam’a (Dinine ve din kardeşine) sahip çıkmalısın Müslüman!”

 

Sürç-i Lisan ettiysek affola!

Selam ve Dua ile

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.