Türkçe Ezan’ın Tarihi Ve Mustafa Armağan İle Söyleşi

0
982

Türkçe Ezan’ın Tarihi Ve Mustafa Armağan İle Söyleşi

1931 yılının Aralık ayında, Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı ve İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde dokuz hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi çalışmalarına başladı. Bu çalışmalardan sonra ardarda gerçekleşen olaylar, milletin hafızasında öyle bir yer edindi ki hâlâ ibret olarak anlatılıyor. Bugün ezanın Türkçe okunmasının yıldönümü…

Kur’an’ın Türkçe tercümesi ilk kez 22 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’da Yerebatan Camii’nde Hafız Yaşar (Okur) tarafından okundu. Bundan 7 gün sonra, 29 Ocak 1932 tarihinde ise ilk Türkçe ezan, Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camii’nde okundu. 3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesi’nde de, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kuran, tekbir ve kamet okundu. 19 Temmuz 1932 tarihinde Diyanet İşleri Riyaseti, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi. Takip eden günlerde, yurdun her yerindeki Evkaf Müdürlüklerine Türkçe ezan metni gönderildi. 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kati ve şedid (kesin ve şiddetli) bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir tamim gönderildi.

EZAN TEKRAR ARAPÇA OKUNUNCA, İKİNDİ EZANI 7 DEFA OKUNDU

Vakit

Cumhuriyet kurulduktan sonra CHP döneminde 18 sene boyunca ezan Türkçe okunmuştur. 1950 Türkiye genel seçimleri sonrasında, Demokrat Parti Türkçe ezan ile ilgili olarak çalışmalara başladı. 14 Haziran günü gazetelerde açıklanan çalışmalar 16 Haziran günü hızlanmış, halkın meclis önünde tepki vermeye -destek amacı ile- başlayınca çalışmalar hızlanmış ve kabul edilmiştir. Aynı gün sonuç Celal Bayar‘a telsizle gönderilmiş ve Celal Bayar da kabul etmiştir. Çıkarılan yasayla Türkçe ezan yasaklanmamış, ezan dili serbest bırakılmıştır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra CHP döneminde 18 sene boyunca ezan Türkçe okunmuştur. 1950 Türkiye genel seçimleri sonrasında, Demokrat Parti Türkçe ezan ile ilgili olarak çalışmalara başladı. 14 Haziran günü gazetelerde açıklanan çalışmalar 16 Haziran günü hızlanmış, halkın meclis önünde tepki vermeye -destek amacı ile- başlayınca çalışmalar hızlanmış ve kabul edilmiştir. Aynı gün sonuç Celal Bayar‘a telsizle gönderilmiş ve Celal Bayar da kabul etmiştir. Çıkarılan yasayla Türkçe ezan yasaklanmamış, ezan dili serbest bırakılmıştır.

Arapça ezanın serbest bırakıldığı gün Bursa’da bir camide 7 defa Arapça olarak ikindi ezanı okunmuştur. Ayrıca, 6 Temmuz 1950 tarihinde de haftada üç gün Ankara Radyosu’nda Kur’an okunacağı belirtilmiştir.

CEMAAT EZANI ARAPÇA OKUYAN MÜEZZİNLERİ POLİSİN GÖTÜRMESİNE İZİN VERMEZ

Türkçe ezan uygulaması, nice tatsız olayların yaşanmasına sebep oldu. Bunlardan bir örneğini Bursa Ulu Camii emekli müezzinlerinden Bayram Sarıcan Hoca’dan dinleyelim:

“1933 yılında ezanın Türkçe okunması emredilmiş. Ulu Camii imamlarından Hacı Tevfik Kaleli Hocaefendi, müezzinlere hitaben: “Bugün Cuma günüdür. Gerek minaredeki dış ezanı, eskiden olduğu gibi, lisân-ı aslisi ile (Arapça olarak) okuyacaksınız” demiş. Müezzinlerden biri dış ve iç ezanı Arapça ile ve “Bu benim okuyacağım son ezandır” diyerek okur. Hutbeden sonra Cuma namazının kâmetini de Arapça aslına uygun olarak okur.

KURAN

Namazı müteakip İmam Hacı Tevfik Kaleli Efendi ve ezan okuyan müezzin efendi polisler tarafından götürülmek istenirken büyük tartışmalar olur. Bu tartışmalara cami cemaati de katılır. Hocaefendileri polislere teslim etmek istemezler. Tabiî ki polislerin karşısında daha fazla direnemezler. Tartışmalar esnasında aslında polis memurları da üzüntü ve gözyaşı dökmüşler ama görevlerini yapmaktan geri kalmamışlarıdır.”

MUSTAFA ARMAĞAN İLE TÜRKÇE EZAN ÜZERİNE… [2]

“Türkçe Ezan ve Menderes” kitabınız, ülkemizde çok tartışılan ve derin izler bırakan Arapça ezan yasağını ele alıyor. 60 yıl sonra neden böyle bir kitap yazma ihtiyacı duydunuz?

Mustafa Armağan: Ben kitabı şunun için hazırladım. Çocukluğumdan beri duyarım, babamdan duyarım, çevremden duyarım, bir zamanlar ‘tanrı uludur’ diye tangır, tungur okunan bir ezan vardı diye. Sonra Menderes gelmiş ve bunu değiştirmiş. Fakat ben de öyle bir algı vardı ki, sanki bu çok ciddi bir şey değilmiş, bir ara denenmiş sonra vazgeçilmiş bir kısa macera olarak düşünüyordum. Ne zaman ki tarih okumalarım, araştırmalarım Türkiye’nin din tarihini biraz daha derinden incelemeye sevketti. O zaman Türkçe ezanın 18 yıllık tarihi bütün vehametiyle önüme çıktı.

Babam da dahil olmak üzere yaşı 70 civarında olan insanları dinlediğimde onlar da çok ilginç şeyler anlatıyorlardı. Bu manada etrafımızda bir tarih dolaşıyor ve biz bu tarihten bîhaber bir şekilde yaşıyoruz. Diğer taraftan o günleri bilen insanlar yavaş yavaş hayattan çekiliyorlar. Ben de ‘acaba onlardan bugüne ve geleceğe bir şeyler damıtabilir miyim?’ diye bu çalışmaya başladım. Bu zaman aralığını, olabildiğince yaşamış olan insanların ağzından, hem bugüne hem de geleceğe eser olarak bırakmak istedim. Çalışma ilerledikçe ne kadar doğru bir iş yaptığımızı çok daha iyi anladım. Çünkü, bu insanların bir kısmı nedense hala konuşmuyor. Bir kısmı konuşsa bile bazı bilgileri geriye atıyorlar, dile getirmiyorlar. Bazıları ise görüşme talebini baştan reddediyorlar. Bakın bu yasağın üzerinden altmış yıl geçmiş ve bu insanlar yine korkuyorlar. O zaman dehşete düştüm. Bu nasıl bir korku ki, 60 sene sonra bile konuşmuyorlar. Ne kadar derinden korkutulmuşlar ki, bugün dahi bunu dile getirmekten çekiniyorlar. Biz de bulabildiklerimizle, görgü tanıklarıyla, olayı yaşayan mağdurlarla konuşarak bunları geleceğe bir belge olarak bırakalım dedik ve bu eser ortaya çıktı.

EZAN OLMADAN İSLÂM GELİŞEMEZ

Belki ilk soru olarak şunu sormamız gerekirdi: ‘Arapça ezan yasağı neden başladı?’ Bu hangi projenin bir parçasıydı?

MUSTAFA-ARMAĞANArmağan:Bunun için zihnimizdeki mevcut bilgilerden hareketle bir resim çizmeye çalışacağım. 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi. 1924 ile 1928 yılları arasında bir dizi reform yapıldı. 1924 yılında halifelik kaldırıldı, laiklik kabul edildi. Medreseler kapatıldı. 1925 yılında şapka kanunu, kılık-kıyafet kanunu, tekke ve zaviyelerin kapatılması yaşandı. 1926 yılında Medeni Kanun getirilerek Mecelle kaldırıldı. 1928 harf devriminin yapılmasından sonra kültür devrimleri başladı. Liselerden Arapça ve Farsça dersleri kaldırıldı ve öz Türkçeleşme hareketi başlatıldı. Dilin arılaştırılması ile Osmanlıcanın tasfiyesi yapıldı. Ardından Türk Dil Kurumu’nun kurulması. Buna bağlı olarak tarih devriminin başlaması. Bundan sonra da sıra dine geldi.

Süreci böyle görmek gerek. Önce dini kurumlar kaldırıldı. Ardından dinin kendisi ve içeriği dönüştürülmek istendi. O günün şartlarında dinde reform son inkılaptır. Önce

Türkçe Kur’an gündeme geldi. Ardından hutbenin, salânın, ezanın Türkçeleştirilmesi gündeme geldi. 1924 yılından sonrasına böyle bir pencereden bakarsanız, dini alanın dilinin ve anlamının yeniden düzenlendiği noktaya geliriz. Tabii burada büyük bir çelişki ortaya çıktı. Din-devlet işlerini ayırıyoruz diye laikliği kabul etmiş bir yapı, doğrudan dini alanı tanzim etmeye başladı. Devlet din alanını kendi istediği şekilde dizayn etmeye çalışıyor. Kur’an’ı Kerim’i, ezanı Arapça değil Türkçe okuyacaksın diyor. Ama nasıl Türkçe onu da kendisi düzenliyor. Bu uygulamaları yapan devlet aslında bir din devleti olabilirdi.

ARAPÇA EZAN OKUYANLARA 3 AYA KADAR HAPİS VE PARA CEZASI

19 Temmuz 1932 yılında bunun için Diyanet İşleri Başkanlığı bir genelge yayınladı; ‘Bundan sonra ezanın ve kametin Arapça okunması yasaktır’ dedi. 1941 yılına kadar yasak bu genelgeyle devam etti. 1941 yılında İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı ve Refik Saydam’ın başbakanlığı döneminde çıkartılan bir kanunla, Arapça ezan okumak, kanunen yasak haline geldi. Bu durumda arapça ezan okuyanlara 3 aya kadar hapis ve para cezası verilmesi kanunla düzenlenmiş oldu.

Böylece 1400 yıllık bir sünnet tağyir oldu, değiştirildi. İlk başta bir sünnet-i seniyyenin değiştirilmesi insanlar arasında büyük bir infiale yol açtı. Fakat bu uygulama ne imamlar, ne müezzinler, ne de cemaat tarafından benimsenmedi. Benimsenmemesi bir yana, insanlar camilerden uzaklaşır oldu. İbadetten uzaklaşır oldu. Oysa gerekçe olarak ‘bin insan ibadetlerinde ne okuduğunu bilirse, okunan ezanı anlarsa, ettiği duanın manasını bilirse İslam’ı daha iyi anlar ve ibadetlerine daha itina gösterir. Camilere daha çok gelir.’ deniliyordu. Ama bunun tamamen aksi bir sonuç çıktı. Birinci etkisi bu oldu.

İkincisi, bir semtte diyelim ki 4-5 tane camii var. İnsanlar camiye gitmediği için bir çok cami boş kalmaya başladı. O zaman devlet, ‘her camideki üç beş cemaat için imam ve müezzin atayamam. Cemaatleri bir camide birleştireceğim’ dedi ve bir cami hariç diğerlerini kapattı.

Üçüncü aşama, diğer üç cami için de ‘bu milli servet. Niye boş duruyor’ denilmeye başlandı. Bu sefer, bütün vakıf hukuku çiğnenerek, bunların bir kısmı satıldı. Bir kısmı kiraya verildi. Minareleri yıkılıp halk partisi ilçe başkanlığı, halk evleri şubesi yapılanlar oldu. Buğday deposu olarak, at ahırı olarak kullanılanlar bile oldu. Bunların sayısı hiçte zannettiğimiz kadar az değil.

Türkçe-Ezan

 

CAMİLERE EL KONULDU

Kitaptaki tanıkların anlattıklarına göre İstanbul’daki bir çok camide bile bunları görebiliyoruz. Mesela Fındıkzade’de yaşayan 94 yaşındaki Mustafa Akpınar anlatıyor:

“Ben 1938 yılında İstanbul’a geldim. Camilerin büyük çoğunluğu kapalıydı. Çoğu depo olarak kullanılıyordu.” Böylece camilere el konulmuş oldu.

Tabii bu yasak devam ettikçe, ezanın aslını hiç duymamış ve öğrenmemiş bir nesil ortaya çıkmaya başladı. Bir tanık şunları anlattı:

“Ben çocuktum. Kasabamızda top atılmazdı. Ben caminin önüne gider, ezan okunmasını beklerdim. İmam, minare olmadığı için yüksekçe bir yere çıkar, tanrı uludur, tanrı uludur, diye ezan okurdu. Ezan başlayınca bizler de koşarak eve gider ezan okundu diye haber verirdik. Çocukluğumuzda böyle yaşadık. Yine bir Ramazan günü, babam beni güzelce giydirdi, elimden tutarak caminin önüne götürdü. Caminin önü çok kalabalık, herkes toplanmış. Benim hiçbir şeyden haberim yok. Benim her zaman süklüm-püklüm, pejmurde gördüğüm imam o gün traşını olmuş, güzelce giyinmiş bir vaziyette haşmetle dışarı çıktı. O taşın üzerine şöyle gururla bir dikildi. Ve ezanı bir okumaya başladı, ben ezan nedir ilk kez o gün gördüm. Anladım ki imam o güne kadar ağzında bir şeyler geveleyip gidiyormuş.”

Bakın imamı böyle, müezzini böyle, cemaatı böyle olan bir toplumda dini hassasiyet, dini duygular hangi durumda olur siz düşünün. Orada İslam, müslümanlık gelişebilir mi? Gelişemez. Bunun en somut örneği Kıbrıs.

KIBRIS NEDEN BÖYLE?

Araştırmalarım sırasında Kıbrıs’ı da inceledim. Bu bakımdan Kıbrıs çok ilginç bir örnek. Kıbrıs’taki Türkler, Türkiye’de ezan yasağı başlayınca kendiliklerinden (o zaman İngiliz sömürgesi olmasına rağmen) hemen Türkçe ezanı başlatıyorlar. 1950 yılında Türkiye’de Arapça ezana geçildikten sonra, onlar bu kez diyorlar ki;‘Türkiye sapıttı, yoldan çıktı. Onlara uymak zorunda değiliz’ diyerek Arapça ezan yasağını devam ettiriyorlar. Her konuda bize uyan Kıbrıs, Türkçe ezana devam edeceğiz diye diretiyorlar. O yüzden orada 19 yıl daha, 1969 yılına kadar, yani 37 yıl boyunca Arapça ezan yasağı devam ediyor. 1969 yılında Müftü Dânâ Efendi gelip Türkiye ile de anlaşarak, ezanın Arapça okunmasını serbest bırakıyorlar. Orada da Arapça ya da Türkçe okunmasını cemaate bırakıyorlar.

Bugün bile Kıbrıs’a gittiğiniz zaman dini hayat sıfıra yakındır. Camiler vardır, ezanlar okunur. Ama İslami hayat sıfıra yakındır. Hatta daha geçen günlerde Kur’an Kurslarını basan öğretmenleri gördük Kıbrıs’ta. Ki öğretmenler kendi işlerine bakacaklarına (Ösym’de Türkiye sonuncusu oldular) Kur’an Kurslarını basarak, öğrencileri caydırmaya çalışıyorlar. Kıbrıs bir örnek.

Şöyle diyorum ben; Kıbrıs’a bakın, bir zamanlar Türkiye’nin nasıl bir yer haline getirilmek istendiğine pay biçin. Aslında Türkiye de aynen öyle yapılmak istendi. Eğer 32- 50 arasındaki süreç devam etseydi ve Türkiye 1950 yılındaki virajı alamamış olsaydı, büyük ölçüde Allah korusun Kıbrıs’taki o maneviyattan soyunmuş insanların vaziyetine bizim de düşmemiz mukadderdi. Bu yüzden o yılları bir de bu maneviyattan uzaklaştırma süreci açısından incelemek gerekir. Maneviyattan uzak, tamamen dünyevi, gündelik bir operasyonun yapıldığını ve 1950 yılında bu zincirin kırıldığını görmemiz gerek.

cami_minare_serefe_ezan_muezzin

EZANI ANLAMAK İÇİN ÜÇ KELİME ÖĞRENMEK YETER

Yeri gelmişken şunu da sormak gerekir herhalde. Ezan Türkçeleştirilirken bütün kelimelere Türkçe karşılıklar bulunmuş. Ancak ‘haydin felaha’ diye bir bölüm Arapça bırakılıyor. Felah kelimesi niçin Türkçeleştirilmedi sizce?

  1. Armağan:Evet söylediğiniz gibi felah kelimesi Türkiye’de çok bilinen bir kelime olmamasına rağmen Türkçeleştirilmemiştir. Diğer kelimelerden az bilinen bir kelime, manası ‘kurtuluş’ demektir. Günde beş kere camilerde ‘haydin kurtuluşa’ diye söylenirse ‘acaba insanlar bunu yanlış yorumlar mı?’ diye bir kaygı oluşmuş. Neden kurtuluş? Acaba bir kısım kötü niyetliler bunu‘Cumhuriyetten kurtuluş’ şekline çevirip, insanların bunu böyle algılamasını sağlayabilir mi? Ayrıca ‘haydin kurtuluşa’ diye söylendiğinde ‘demek ki bu çağrılan şey, kurtuluş için vesile olan bir şey’ algısı oluşmasın diye felah kelimesi özellikle aynen bırakılmıştır.

MİNAREDEN NE OKUNDUĞUNU ÖĞRENMEK İSTİYORUM

Burada başımdan geçen bir olayı anlatayım.

Geçenlerde bana Türkçe ezan taraftarlarından birisi; ‘Ben minareden ne okunduğunu bilmek istiyorum. Onun için Türkçe ezan okunsun.’ dedi. Ben de ona ‘gerçekten samimi misin? Ne dendiğini öğrenmek istiyor musun?’ dedim. 30 yaşlarında birisi.

Gel matematiksel bir hesap yapalım. Ezan-ı Muhammedi’deki kelimeleri çıkartalım. Edatları, bağlaçları çıkartırsak topu topu on tane kelime var. Tekrarlar olduğu için çokmuş gibi görünüyor, ama toplam on kelime aslında. Bunlardan zaten Allah’ı, Muhammedi, müslüman olmak için eşhedü el lailâhe illallah’ı ve eşhedü enne Muhammeden Rasulullah’ı (kelime-i şehadeti) da biliyorsun. Bunların toplamı zaten 6 eder. Geriye sadece 4 kelime kaldı. Ekber, hayy, salah ve felah kelimeleri. Bunlardan da felah kelimesini zaten türkçeleştirmemişsin, Türkçe ezanda da aynen geçiyor. Geriye üç kelime kaldı. Ben sana bu üç kelimenin anlamını üç dakikada öğretirim. Bu üç kelimeyi, üç dakika ayırıp da öğrenmek yerine, kalkıp da bir peygamber sünnetini değiştirmeye, 1400 yıllık bir geleneği berhava etmeye değer mi? Sen üç kelime öğrenmeyeceksin diye, benim inancımın şiarlarından, simgelerinden birisini ortadan kaldıracaksın. Bu makul mu? Tabii ondan sonra cevap gelmedi.

EZAN KIRILMA NOKTASI OLDU

Ne oldu da 1950 yılında Arapça ezan okuma yasağı kaldırılabildi? O dönemde neler yaşandı?

  1. Armağan:Her ne kadar hilafet te kaldırılsa, tekkeler de kapatılsa, şeyhler içeri de atılsa, toplumda dini alanda duygusal atmosfer hâlâ yoğun olarak yaşanıyordu. Dinde reform din alanındaki bu hararetin, canlılığın soğutulması için yapılmıştı. İnsanların din alanından ve camiden uzaklaştırılmak için bu proje uygulanmıştı. Kısmen de muvaffak olundu.

Dipnotlar: 1) Bayram Sarıcan, 1930’lardan Günümüze Bursa’da Dini Hayat, haz. M. Öcal, İstanbul, 2003, sh. 81. 2) Altınoluk Dergisi, 2010 – Ekim, Sayı: 296, Sayfa: 018.

İslam ve ihsan web sayfasından derlenmiştir.

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.