Şeytanın Yalanına Karşı Nebevi Gerçek

0
1081

Şeytanın Yalanına Karşı Nebevi Gerçek

Şeytanın Yalanına Karşı Nebevi Gerçek
Şeytanın Yalanına Karşı Nebevi Gerçek

Şeytan, insanı bitmeyen bir fakirlik ve muhtaçlık korkusu altında tutmak ister. Bunun için de sabah akşam yalanlarla dolu propagandayı evde, camide, her yerde enjekte etmeye çalışır. Biriktirmemeye, kısmaya teşvik eder. İştah kabartır. Tavize sürekler. Zillete bile razı ettirir. İster ki mümin hiç dünyanın peşinden ayrılmasın. Sanki mümin bir an dünyayı ihmal etse, tamamen elinden gidecek zanneder.

Tek hakikati dillendirmek için gönderilmiş bulunan sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz ise yegane hakikati kulaklarımıza haykırıyor. İnsan, esefle geçmişine yanacağı gün gelmeden onu dinlemeli, şeytanı itmelidir:

“Vallahi sizin için fakirlikten korkmuyorum ama dünyanın size açılmasından endişeliyim. Sizden öncekilere açıldığı gibi; onların dünya üzerinden yarıştığı gibi sizin de yarışmanızdan ve onları dünyanın helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden çekiniyorum.” (Buhari, Cizye, 1/3158; Müslim, 2961; Tirmizi, 2642; İbni Mace, 3998)

İmam Müslim Sahih’inde, Peygamber aleyhisselam’ın bizim adımıza çekindiği hususu da beyan eden bir hadis rivayet etmektedir:

“Dünya tatlıdır, yeşildir. Allah size onu verecek ve ne yapacağınıza bakacaktır. Dünyaya ve kadınlara dikkat edin.” (Rikak, 1/ 6948)

Şüphesiz Peygamber aleyhisselam efendimiz, kadınlara dikkat etmeyi tembihlerken onları göz hapsinde tutmamızı emretmemektedir. Kadınlarla ilgili ortama dikkat etmemizi ve bu dikkatin bir hayat anlayışı, yaşam tarzı olarak dikkatimizen kaçmamasını öğütlemektedir.

Uygulama

Tarihi menkıbelerin bize aktarılan sahnelerinde olduğu gibi, dağ başına çekilme ya da insanlardan kopup içine kapanma tarzında bir hayatın bizden beklenmediğini iyi bilmeliyiz. Dünyanın fırtınasına kapılmamak; dünyadan kaçmakla değil ona esarete karşı uyanık bulunmak ve Allah’ın dinini yaşamakla mümkündür.

Bize fakirliği teşvik eden bir dinimiz yoktur. Meydanları Allah’ın düşmanlarına terk etmekle emredilmiş değiliz. Acziyetimizi itiraf edip, bir kenara çekilerek imtihan kazanamayız. Eğer gaye Allah’ın rızasını kazanmak ise-ki mümin için başka bir seçenek yoktur- yapacağımız bellidir:

  1. İmanımızı güçlü tutmak için gerekenlere önem vermeliyiz.
  2. Allah Teala’nın rızasını kazanmak için her şeyden önce haramlardan mümkün olduğunca arınmış bir hayat yaşamaya mecburuz. Haramlardan ve harama götüren çevreden, nedenlerden arınmak zorundayız. Ve bu arınmanın da ancak güçlü bir direnme ile mümkün olacağını bileceğiz.
  3. Haramlardan arındıktan ya da iyi bir arınma mücadelesi içinde olduktan sonra Allah’ın farzlarını yerine getirmek için yoğun bir himmet göstereceğiz. Tek bir farz bile ihmal edilmemelidir.
  4. İmkanlarımız ve kabiliyetlerimiz doğrultusunda bir nafile birikimi oluşturmalıyız.
  5. Mümin kardeşlerimizle bağımızı güçlü tutmalı, sürekli yeni bir kardeş kazanma hamlesi içinde olmalıyız.
  6. Yeryüzünde iman ehli olarak bulunmanın tabii bir gereğinin de küfürle mücadele içinde olmak, sürekli bir şekilde hak adına yaşamak olduğunu bileceğiz. Buna cihat denecekse cihat edeceğiz. Sabır denecekse sabredeceğiz. Direnmek denecekse direneceğiz.
  7. Hayatımızı iyi bir denge üzerinde yaşamaya çalışacağız. Dünyayı tamamen ihmal eden anlayış da yanlıştır dünyayı yüreğine sıkıştırmaya çalışan anlayış da. Mümin, ahiret için çalışırken dünyadan da nasibini unutmayan insandır. Özellikle ekonomik ve siyasi alanların müminlerin ihmalleri nedeniyle mümin olmayanlara terk edilmesi ayrıca bir vebaldir. İtfaiyeci mantığıyla dünyaya yaklaşabiliriz; yanmadan yangını söndürmek görevimizdir.
  8. İslam’ın emirlerinden bir emir ya da hayatın gereklerinden bir gerek üzerine yoğunlaşmamız, diğerlerini ihmalimize neden olmamalıdır. İslam, sadece şundan ibarettir, gerisi ikinci sınıf olabilir denilebilecek bir şey yoktur. Mesela her yıl haccetmeyi böylece bütün enerjiyi hacca harcamayı ya da her iki günde bir Kuran’ı hatmedecek şekilde Kuran okuyup; çocukları, aileyi ihmal etmeyi benimseyemeyiz. Kulluk, emredilen her şeyi sahiplenmekle gerçekleştirilebilir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem‘den rivayet edilen nazik bir dengelemeyi ölçü alabiliriz. Buyuruyor ki:

“Dünyaya tenezzülsüzlük, helali haram saymak veya malı zayi etmek değildir. Asıl dünyaya tenezzülsüzlük, sendekini Allah’ın yanındakinden daha iyi görmemen ve başına gelen bir sıkıntıdan dolayı elde edeceğin sevabın, sana göre o sıkıntıdan dolayı kaybedeceğin maldan üstün olmasıdır.” (Tirmizi, Zühd, 29/2340; İbni Mace, 4100)

Kaynak; Nurettin Yıldız Hocaefendi, Halimizin İzahı, sayfa: 29,30, Tahlil yayınları…

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.