Şehid Komutan Emir Hattab’ın Hayatından İnciler

0
501

Şehid Komutan Emir Hattab’ın Hayatından İnciler

Çeçenistan direnişinin yılmaz savunucularından olan şehid komutan Emir Hattab’ı şehadet savaş meydanında değil, zehirli bir mektupta buldu..

Onun öyküsü, genç yaşına rağmen dünya nimetlerini bir kenara itip, cihad sevdasıyla tutuşma öyküsüdür. Dünyaya meyletmeyip, zulüm altındaki din kardeşlerine kayıtsız kalamamanın izlerini görürüz onun hayatında. Liseden sonra çevresindeki her genç gibi eğitimine devam edip ‘parlak’ bir hayatı seçmek varken, o, ümmetin içinde bulunduğu hallerle ilgilenmiştir. Hayalleri ve konforu bırakıp dağlara yönelir. Üstelik kendi doğduğu topraklardan çok uzaklaradır bu yöneliş. Şehid komutan Emir Hattab‘dan bahsediyorum.

1970 yılında Arabistan’da doğan Hattab’ın asıl ismi Samir bin Salih es-Süveylim. Emir Hattab kod adını kullanan bu genç, yıl 1988 olunca, Afganistan’da Ruslara karşı direnen Müslümanlara yardım etme isteğiyle dolup taşıyor, ailesiyle vedalaşıyor. Bu gidiş öyle bir gidiş ki geri dönüşü olmayacak.

Afganistan’da askeri eğitimini kısa zamanda tamamlayıp, kendini ispat ediyor. Yaşının küçük olmasının aksine cesaretinin büyük oluşu, onun savaş şartlarına çabuk adapte olmasını sağlıyor. Hattab burada birçok operasyona katılıyor, cesur, usta bir komutan olup çıkıyor. El yapımı bir el bombasını atarken elinde patlaması sonucu sağ elinin iki parmağını kaybettiğinde, tedavi için bile cepheden ayrılmıyor. Celalabad’ın ve Kabil’in fethinin ardından Hattab’ın hayatında yeni bir yol açılıyor. Şimdi sırada Tacikistan var. Burada da iki yıl İslam düşmanlarına karşı cihadını sürdürür. 1994 yılında Kızıl Ordu saldırıya geçtiğinde kardeşlerine destek vermek ister ve Çeçenistan yolu gözükür kendisine.

Çeçenler asırlardır ne için savaşıyor?

Çeçenistan, ismini bu aralar ancak dualarda duyabildiğimiz yerlerden. Zulüm altındaki İslam beldeleri sayılıp, Allah’tan oradakilere yardım etmesi istenirken adı zikredilir. Onun dışında gündemimizde ne kadar var? 16. yy’da İslam’a giren Kafkasya, o zamandan beri Rusya’nın zulmü altında can çekişiyor. Sürgünler, savaşlar, haklarının elinden alınması, komünist rejim altında inleme, Müslüman olarak varlığını devam ettirememe bu bölge insanının kaderi.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra halkların çoğu güya bağımsız devlet kurabilirken Çeçenya’nın yüzü yine gülemiyor. 1991’de Çeçen lider Cahar Dudayev önderliğinde bağımsızlıklarını ilan etmesiyle Kafkasya direnişi yeni bir boyut kazanıyor. Asırlardır hak-batıl mücadelesinin sahne aldığı bu topraklar nice yiğit komutanlar, şehidler, mücahidler görüyor. İşte haberimize konu olan Emir Hattab da bunlardan biri.

Cihad meydanlarında geçen bir hayat

Emir Hattab hakkında kitap yazılmış mı diye araştırırken Ocak 2013’te Küresel Kitap’tan çıkan Hattab’ın Anıları isimli kitapla karşılaştım. Kitaba bir cihad günlüğü diyebiliriz. Bir cihad erinin Afganistan, Tacikistan ve Çeçenistan deneyimlerini kendi anlatımıyla okuyabileceğimiz bir kitap. Yabancı bir ülkeye gidip orada savaşanların, yazarın deyimiyle “muhacirler”in çektiği sıkıntılar, imkânların kıt oluşu, zorluklar ve zorluklar… Yaşadığı fevkalade olayları, Allah’ın yardımını çok yakından hissettikleri anları anılarında bulmak mümkün. Çeçenistan’a geldiğinde halkı tanımak adına onlara neden savaştıklarını, ne zamana kadar direneceklerini soruyor. “Hikmetyar’ın takipçilerinden, uzun saçlı biri gelmiş” diyerek tereddüt edenler oluyor, kimileri onu gazeteci sanıyor.

“Mücahidlere ceketimden başka verebileceğim bir şey yok”

Yaşlı bir kadın ile arasında geçen diyalog kitaba alınmış. Kadın Müslüman gibi yaşamak istediklerini, Ruslarla birlikte yaşamak istemediklerini söylüyor. Kadının, mücahidlere verebileceği tek şey üzerindeki cekettir. Bu cevap karşısında Hattab gözyaşlarını tutamıyor. Yaşlı kadın bile davaya yardım etmek istiyorsa Hattab nasıl durabilir? O gün halkı eğitmeye ve savaş için hazırlık yapmaya karar veriyor. Bir yandan orduya yeni katılanlara askerî eğitimler verirken, bir yandan da Kur’an ve din ilimlerinin öğretildiği enstitü adı verilen yerlerde cihadı anlatıyor.

Kitabı okurken Çeçen Marşı’nın Türkçeye uyarlanmış sözleri kulağımda yankılanıyor: “Çeçenistan dağlarında kartal gibidir bir Çeçen” diye başlayıp devam eden marş. Kışın dondurucu soğuğuna rağmen, o karlı dağlarda kimi zaman yalın ayak yürümek zorunda kaldıklarını okuyorum. Kilometreler süren uzun yürüyüşler, operasyonlar sırasında kimi zaman Allah’ın yardımıyla moralleri yükseliyor, zafer elde ediyorlar.

Bazen de şartlar umuda yer bırakmıyor, şehadete yaklaştıklarını hissediyorlar. Askerlerine “Kurşun sırtlarımıza değil, gözlerimizin arasına gelsin diye dua edelim” diyor. En şanlı operasyonlarından birisi, 16 Nisan 1996 tarihinde komutasındaki 50 kişilik mücahit grubuyla 50 araçtan oluşan Rus konvoyunu imha ettikleri Şatoy pususudur. Emir Hattab komutasındaki birlikler birinci ve ikinci Çeçen savaşlarında Rus güçlerine ağır kayıplar verdiriyor. Her zafer sonunda bunu yalnız Allah’tan bilip şükrediyorlar.

Kitapta Emir Hattab’ın mücahidlere tavsiyeleri de bulunuyor. Öncelikle samimiyetlerini sorgulamaları gerektiğini, ancak Allah’ın dini için cihad etmeyi niyet ederlerse, bu yolda her türlü zorluğa direnebileceklerini vurguluyor. İhtiyaçların tespiti, hazırlık, gözlem ve bilgi toplama aşamalarından sonra, bir strateji oluşturup uygulama kısmına geçmeye sıra geleceğini anlatıyor. Mücahide düşen vazife, zorluklara aldırış etmeden çalışmak, sebeplere sarılıp yardımı Allah’tan beklemektir zira.

“Bugün bir şehit kazandık Allah yolunda”

S. Yusuf GüleryüzBir Direnişçinin Cephe Notları isimli kitabında Komutan Hattab’ın nasıl şehid edildiğini anlatır. Ölüm onu savaş meydanlarında bulmamış, hıyanet silahıyla canını teslim edip şehidler kervanına katılmıştır. Cihad hayatı boyunca onu takip eden şehadet, zehirli bir mektupta gizlidir. Mektubu açıp okuduktan sonra zehir etkisini gösterir. 19 Mart 2002 tarihinde, 15 yılı cihada adanan bu hayat son bulur. İşte cihadla geçen bir ömür daha şehadetle mükafatlandırılmıştır.

Gitmesek de görmesek de uzaklarda bir yerlerde cihad eden, hayatlarını, ideallerini kutlu direnişleri uğrunda feda eden “farklı insanlar”ın olduğunu biliyoruz. Onları gündemimizde tutmak, dualarımızın arasına almak, kardeş olduğumuzu hatırlamak da bir bilinç olsa gerektir.

Kaynak: Ayşegül Sena Kara – Dünyabizim.com

 

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.