Saklı Ulemayı Keşfedebilmek: Fikri Tuna’nın İlim Yolculuğu

0
453
Saklı Ulemayı Keşfedebilmek: Fikri Tuna'nın İlim Yolculuğu

Saklı Ulemayı Keşfedebilmek: Fikri Tuna’nın İlim Yolculuğu

Yetmiş küsur yıldır İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarih boyunca ortaya çıkmış ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu ilerlemiş yaşına rağmen sürdürmeye devam eden eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’ya dair Doç. Dr. Fethi Güngör’ün Diriliş Postası’nda yayınlanan yazısını alıntılıyoruz.

Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri kadar gelişmemiş olması, kendilerini ve fikirlerini yayacak organizasyonlara sahip olmamaları, medya araçlarına mesafeli durmaları gibi sebeplerden dolayı toplumda yeterince tanınmayan, fikirlerinden haberdar olunmayan, saklı bahçe gibi keşfedilmeyi büyük bir vakarla bekleyen ulemâ ve mütefekkirlerimiz hazine değerindeki müktesebatıyla dâr-ı bekâya intikal etmeden onları keşfetmeli, fikirlerini ve hatıralarını kayıt altına almalıyız.

Bu meyanda bir farkındalık oluşmasına ve duyarlılık gelişmesine katkı yapmak maksadıyla, saklı bir âlim ve derin bir mütefekkire kendi anlatımları çerçevesinde dikkat çekmek istiyoruz.

Eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’nın ilim yolculuğu

Fikri Tuna, 1864’te Rus-Kafkas savaşının elem verici bir mağlubiyetle neticelenmesi sebebiyle cennet misali güzel yurtlarından sürülerek Osmanlı Devleti’nin çeşitli vilâyetlerinde iskân edilen Çerkeslerden Tûme ailesinin çocuğu olarak 1934 yılında Maraş’ın Göksun ilçesine bağlı Temurağa köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu tefsir sohbetlerinin yapıldığı, kadın erkek herkesin okuma yazma bildiği kültür düzeyi yüksek bir köyde geçti.

Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkan üstad Fikri Tuna, ilköğrenimi köyünde, ortaöğrenimi Halep’te tamamladı. 1957 yılında Kahire’ye giderek el-Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu. Bu bölümü dört yılda bitirerek Türkiye’ye dönen Fikri hoca, 1962 yılında Kahramanmaraş müftüsü olarak tayin edildi. İki yıl boyunca il müftülüğü yanında imam-hatip lisesi meslek dersleri öğretmenliği de yapan Fikri Tuna, İslam’ın içtimai adalete dayanan iktisadi anlayışı üzerinde hassasiyetle durması sebebiyle, asla tasvip etmediği bir partiye mensup olmakla suçlandı. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı merkezine alındı ve bir süre Tetkik Kurulu Başkanı olarak hizmete devam etti. 1965’te Kırşehir Müftülüğü’ne atandı. Ancak üç yıl sonra istifa ederek Libya’ya gitti ve ihtisas eğitimi için ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın Kelam ve Felsefe Bölümü’ne intisap etti.

Üstadın içtimai ruhu Şam’da uyanmıştı. Mustafa Sıbaî gibi üstadların sohbet ve konferanslarını izleyerek fikrî gelişimini orada başlatmıştı. Hiçbir zaman okuldaki dersleriyle yetinmeyen üstadın ilmî inkişafı daha ziyade binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti. Zira orada kütüphane ve kumdan başka kendisini meşgul edecek hiç bir şey yoktu…

Cezayir’de eğitim ve araştırma faaliyetleri

Albay Muammer Kazzâfî, darbesini gerçekleştirip ed-Dirasâtu’l-Ulyâ’nın doktora kısmını lağvedince, Fikri Tuna doktora çalışmasını Sorbon Üniversitesi’nde tamamlamak niyetiyle Cezayir yoluyla Fransa’ya gitmek üzere yola çıktı. Cezayir onun için kahramanların yaşadığı bir ülkeydi. Ezher’de okuyup bir taraftan da Mısır Radyosu’nda Türkçe servisinde spikerlik yaparken Mısır’da kurulan Cezayir Muvakkat Hükümeti’nin saygın üyeleriyle tanışma fırsatı bulmuş olan üstad, Malik b. NebiTevfik el-MedeniFerhad Abbas gibi birçok önderle yakından tanışarak Cezayir konusunda geniş malumat sahibi olmuş ve Cezayir’in kahramanca tutumuna ve yiğitçe savaşına hayran kalmıştı. İşte bu yüzden, Fransa’ya giderken yolunu Cezayir’den geçirmeyi tercih etmişti.

Cezayir’e gittiğinde ilk ziyaret ettiği şahsiyet İslam dünyasının meşhur simalarından olan büyük mütefekkir Malik b. Nebi olmuştu. Malik b. Nebi, Fikri Tuna’nın Fransa’ya gitmesini pek uygun bulmamış, Cezayir’in kendisine ihtiyacı olduğunu, icap ederse yarıda kalan doktorasını Cezayir’de tamamlama imkânı bulabileceğini, bu hususta kendisine yardım edeceklerini söyleyerek Cezayir’de kalmasını teşvik etmişti.

Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yüksek Öğretmen Okulu’nda Arapça ve İslam Felsefesi hocası olarak tayin edilen üstad bir taraftan da Cezayir Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Osmanlıca okutmuştur. Aynı zamanda hükümet sözcülüğü ve büyükelçilik gibi önemli görevler ifa etmiş olan Evkaf Bakanı Tevfik el-Medeni ile uzun sürecek bir çalışma içine girmiştir. 1974’te kurulan Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nin başkanlığına getirilen Tevfik Bey, üstada; “Bu Osmanlıca belgeler bana bakıyor, ben de onlara bakıyorum, ancak, birbirimizi anlamıyoruz. Ben seni gökte ararken yerde buldum. Artık seni bırakmam imkânsızdır, hayatımın sonuna kadar beraber çalışacağız” diyerek Fikri Tuna’nın Merkez’e araştırmacı olarak atanmasını sağladı. Bir taraftan bu göreve başlayan üstad, öbür taraftan üniversitedeki Osmanlıca derslerini de 17 yıl boyunca sürdürdü.

1987’ye kadar Cezayir’deki hizmetlerini sürdüren Fikri Tuna, Tevfik Bey’in vefatından sonra Türkiye’ye döndüğünde Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nde Osmanlı dönemi Cezayir tarihiyle ilgili yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapan 40 kadar lisansüstü öğrencisi bırakmıştı. Osmanlıcayı uzman düzeyinde öğrenmeleri için 4 öğrencinin İstanbul’a gönderilmesine vesile olan üstad, Arapça’ya çevirdiği beş bine yakın Osmanlı belgesi aracılığıyla, Cezayir halkının Fransızca belgelere mahkûmiyetini de kırmış oldu.

İlim yolculuğunda beşinci durak: Yemen

Yüksek bir vefa duygusuyla vefatına kadar Tevfik el-Medeni ile birlikte çalışan Fikri Tuna, 1987’de Türkiye’ye döndüğünde Yemen’den ikinci kez aldığı davete icabet etti. Yemen Eski Eserler, Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü ile bir mukavele yaparak 400 senelik Osmanlı-Yemen ilişkilerinin tamamını kapsayan genel bir araştırma başlattı. Yemenli yöneticilerin beklentileri siyasi olmakla beraber, üstad; arşiv belgeleri, kitaplar, haritalar, resimler gibi Yemen’le ilgili bütün materyali kapsayan bir çalışma gerçekleştirdi.

Böylece Yemen’de her yönüyle mütekâmil bir Osmanlı Arşivi meydana getiren üstad Fikri Tuna, bu arşiv çalışması sayesinde Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki Asîr ihtilafının çözümüne de büyük katkı yapmıştır. Suudlar son derece mümbit olan Asîr mıntıkasını Yemen’e iade etmeyi reddetmişse de, Yemen’e geniş kapsamlı ve uzun bir süreye yayılmış iktisadi yardımı kabul etmişler ve o şekilde tarafeyn arasında meşhur Asîr ihtilafı çözüme kavuşturulmuştur. Meselenin uhdesine tevdi edildiği uluslararası arabuluculuk şirketinin genel müdürü Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Eryani, “Yemen meselesini Yemenlilerden daha iyi bilen, Arapçayı bu kadar güzel konuşan, belgelere derinlemesine vakıf bu adamı nereden buldunuz?” diye sormaktan kendini alamamıştı…

Yemen’de iki sene kadar defterdarlık yapmış ve gelirken de Yemen’den hatırı sayılır derecede kitap getirerek İstanbul-Fatih’te kurmuş olduğu Ali Emîrî Kütüphanesi diye de anılan Millet Kütüphanesi’ne bırakmış olan Ali Emîrî’nin Yemen Hâtırâtı adlı eserini de Fikri Tuna Osmanlıca’dan Arapçaya Hâtırâtu’l-Yemen adıyla çevirmiştir.

Üstad Fikri Tuna, Ali Emîrî’nin Yemen’deki Osmanlı idaresinin istikrar içinde devam edebilmesi için bir layiha şeklinde Osmanlı Hükümeti’ne sunmuş olduğu bu takririn, sadece kendisinin mollavari taassubane görüşünü yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti tarafından Yemen’e gönderilen bazı valilerin ve teftiş heyetlerinin de dar görüşlülüklerini belirtmesi bakımından çok önemli bir belge olduğu kanaatindedir.

Zeydiye mezhebinin esas itibarıyla Ehl-i Sünnet’e ne kadar yakın olduğunun yeterince bilinememesi, son Yemen imamı İmam Yahya’nın müspet tutumunun ve Osmanlı Devleti ve hilafeti hakkındaki görüşünün yeterince anlaşılamaması, Yemen’deki isyan hareketi başladığında meseleyi hal imkânı bulunduğu halde, liyakatsiz, dar görüşlü ve menfaat düşkünü valilerin yanlış tutumları sebebiyle bir çözüm bulunamayışı, Nakîbu’l-Eşraflık uygulamasının yetmiş kadar mehdinin çıkmasına yol açması sebebiyle menfi bir işlev görmesi gibi fikirleriyle üstad Fikri Tuna, Yemen meselesinde de son derece özgün yaklaşımlar ortaya koymaktadır.

Âlem-i İslam seyahatleri

Üstad Fikri Tuna, tıpkı Âkifİkbal ve Şiblî gibi İslam dünyasını gezip görmek, İslam beldelerini ve topluluklarını yerinde incelemek, çeşitli alanlarda geliştirmiş oldukları uygarlıkları bizzat müşahede etmek için seyahatlere çıkmıştır.

Dünyanın en önemli medeniyetlerinden birine sahne olan Hindistan’ı ziyaret eden üstad, medeniyet tarihinin parlak örneklerini yerinde görmüş, tanınmış Müslüman âlimler ile görüşmüş, Pakistan’ın ayrılması hakkındaki kanaatlerini kendilerinden dinlemiş, Tebliğ Cemaati başta olmak üzere BahâîlikKadıyânîlik gibi hareketleri daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur.

İran seyahati esnasında özellikle Kum şehrinde birçok âyetullah ile görüşen üstad, İran medeniyeti, İran’ın İslam medeniyetine katkıları ve İslam’ın İran’a kazandırdıkları, Şia mezhebinin teşekkülüyle İslam dünyasında vuku bulan ilk büyük ayrışım, bu ayrışımın taassuba dönüşmesinde Batı’nın harcadığı mesai, Humeyni’nin inkılabı ve görüşleri gibi konularda kanaatlerini pekiştirmiştir.

SSCB’nin dağılmasının ardından AzerbaycanGürcistanKuzey Kafkasya gibi komşu ve akraba coğrafyalara da seyahatler gerçekleştiren üstad, gittiği yerlerde gözlemler yapmış, önde gelen şahsiyetlerle görüşmüş, konferanslar vermiş, radyo ve televizyon konuşmaları yapmıştır.

Güneydoğu Anadolu bölgesine gerçekleştirdiği seyahati esnasında tanınmış şeyhler ve ağalar ile görüşerek bölgenin sosyal yapısını derinden kavrayan Fikri Tuna’nın yurt içinde ve yurtdışında yetmiş yıldır sürdürdüğü gözlemleri ve analizleri, İslam âleminin hâl-i pürmelâlini kendine dert edinmiş ve bir çıkış yolu arayan şahsiyetlerin ve kurumların istifade etmesi gereken bir saklı âlim ve derin mütefekkir olarak kûşe-i uzletinde vakarla keşfedilmeyi beklemektedir.

Biz kendi çapımızda bu muhteşem birikimi insanımızın istifadesine sunabilmek için bir gayret içindeyiz. 2008 yılı Mart’ından bu yana otuzu aşkın oturumda üstad Fikri Tuna’dan dinlediklerimizi not etmeye çalıştık. Üstadın yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve analizlerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslam, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini bir kitap halinde istifadeye sunmayı da arzu ediyoruz.

Yetmiş yıldır İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarih boyunca ortaya çıkmış ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu ilerlemiş yaşına rağmen sürdürmeye devam eden Fikri Tuna üstadımıza yüce Allah’tan sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyoruz. İnşallah gelecek hafta üstadın ümmetin temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin görüşlerini kısaca paylaşacağız.

Fethi Güngör, “Saklı Ulemayı Keşfedebilmek”, http://dirilispostasi.com/n-1581-sakli-ulemyi-kesfedebilmek.html

 Alıntılayan: Mehmet Erken – dünyabizim.com

İlginizi Çekebilir:Esad Coşan Hocaefendi Müsaitseniz Size Gelmek İstiyor

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.