Ramazan Ayında Müslümanlarla İmtihan – Kıssa

0
1597
Ramazan Ayında Müslümanlarla İmtihan – Kıssa

Yıl 2008

Namaza yeni başladığım bir dönem. Ramazana birkaç gün kaldı derken bir anda kendimi Ramazan ayında buldum. Kendimi temizlenmiş tövbem kabul olmuş hissediyordum. Bu sukünet halim bazen nefsimin tekrardan harekete geçmesiyle bozulsa da Ramazan’ın bereketi ile kendimi huzurlu hissediyordum. Bu sebeple de kendimi daha çok sorguluyorum, hayatı ve etrafındakileri düşünmeye daha çok fırsat buluyordum. Tabii işimize gücümüze de devam ediyorduk. O sene Ramazan tam  Ağustos ayına denk gelmişti. İşim gereği dışardan sürekli evrak topluyor bazı kamu kurumlarına uğruyordum. Birgün yine işlerim icabı dışarıya çıktım. Ramazan günüydü. Ve hava inanılmaz derecede sıcaktı. Daha bir kaç gün öncesinde bostancı da ki bir durakta , bir babanın genç kızıyla birlikte Ramazan günü içerisinde pet şişenin soğukla sıcağın bir araya gelmesi ile buğu yapmış buz gibi suyu gözümün önünde içmesi hayal dünyamda çıkmıyordu. Ben bunu Allah’ın bir emri olduğunu kabul edip tuttuğum oruçta rızasızlık göstermiyordum.

Ama insanların zamanımızda bu kadar duyarsızlaşmasına anlam veremiyordum. Zira Efendimiz aleyhisselatu vesselamın kendi zamanında bir mecusinin müslümanların inancına saygı göstermesi sebebiyle, çocuğuna bile dışarda yemek yemesine izin vermediği ve bu sebeple de Allah’ın ona ölmeden imanı nasip etmesi kulaklarımı çınlatıyordu. Bu düşünceyle Kadıköy rıhtıma doğru ilerlerken insanların sıradan birgün gibi yemesi içmesi bana büyük bir çelişki olarak hafızamda yer etti. Sanırım bu sırada nefsimde yenik düştü. O an aklıma şu geldi:

 

Acaba bu insanlar mı yanlış yapıyordu, ben mi yanlış yapıyordum.?

 

Allah beni affetsin. O susuzluk ve açlık ile kendimi bu düşüncenin deryası içinde buluverdim. Yeniden herşeye başlamış ve büyük günahlar işleyip dönmüş olarak ve Allah’ın bana bu nasibi lütfetmesine rağmen ben bu düşünce içerisinde kayboluyordum. Ne oluyordu ki bana. Bu düşünceler bütün bedenimi sarmıştı. Akşama kadar beynimin içerisinde döndü durdu. Ama Allah’a hamd olsun, Rabbimin de yardımı ile kendimi bırakmadım. Bu düşünceler içerisinde iftar vaktini bulabildim. İş bitmişti artık ve evimin yolunu tutmuştum. Düşünmeye başladım yine . Neydi bu insanlardaki boşvermişlik. Acaba gerçekten ölmeyeceklerini mi zannediyorlardı. Hayır ,hayır bu sadece olsa olsa kendilerini nefislerine bırakmış olmalarıydı. Halbuki çoğuna sorsan müslümandı. Yaşları yetişkin, sorsanız kimseye bu konuda belki söz söyletmezlerdi. Kimse kimsenin ibadetine karışamazdı . Evet . Ama bir müslüman müslüman kardeşine dahi kolaylık gösteremez miydi? Kardeşinin orucunu kolaylaştıracak birşey yapamaz mıydı. ?

 

Ve artık evimdeydim.

İftar vakti geldi. Ezan okunuyordu. Allah’a hamd olsun evimizde yiyeceklerimiz vardı. İftarımızı açtık namazımızı kıldık. Bunun hoşnutluğu ile şükür ettim. Kalbime huzur geldi derken yine aynı soru:

 

Acaba bu insanlar mı yanlış yapıyordu, ben mi yanlış yapıyordum.?

 

Bende sanki bir mucize bekliyordum. Keşke diyordum keşke bu sorunun cevabı bana net görünse. Keşke bu soru aklımda tamamen son bulsa. Çare olarak kendimi Kuran-ı Kerim okurken buldum. Teravihden önce okumak istedim. Okuduğum kuran da hem türkçe meal hem de arapçası vardı. Herhangi bir sayfayı açtım. Açtığım sayfa da Ta-ha Suresi mevcuttu. Bunu okumaya karar veridm ve devam ettim.

 

Şöyle başlıyordu:

Bismillahirrahmanirahim.

Ta-ha. (Ey Muhammed!) Biz Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.

 

Merakla okumaya devam ettim. Halbuki ilk kısımlarda Hz. Musa’nın Tuva vadisinde geçen hadisedini anlatıyordu. Ama diyordum ki benim sorum için birşey çıkacak. Benim kafamdaki soru son bulacak inşaallah. Okumaya devam ettim. Ayet sırası 14’ü gösteriyordu ki, okuduğum kısmı tekrar okudum tekrar okudum ve tekrar okudum. Ayeti kerime de mealen şöyle diyordu Allah celle celaluhu;

“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” ﴾14﴿”Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.” ﴾15﴿ “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helak olursun!

 

Bu bir  uyarı ve mesajdı. Aslında herkes kendini ait olduğu sona hazırlıyordu. Allahu Teala bizi bu konuda uyarıyordu ve tekrarla diyordu ki,

 

“Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helak olursun!

ELhamdülillah. Ben bu ayeti gördükten sonra bu soru hafızamdan silindi gitti. Keşke insanlarda nefsinin düşüncelerinden çıksa ve Allah’ın rahmetinden dolayı olan uyarılarına kulak verse

Ve yine Allah diyor ki ;

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak” dan yarattı. ﴾1-2﴿Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. ﴾3﴿ O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. ﴾4-5﴿ Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder. ﴾6-7﴿ Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir. ﴾8﴿ Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü? ﴾9-10﴿ Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidâyet üzere ise; ya da takvayı (Allah’a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa!? ﴾11-12﴿ Ne dersin engelleyen, Peygamberi yalanlamış ve yüz çevirmişse!? ﴾13﴿ O Allah’ın, her şeyi gördüğünü bilmiyor mu? ﴾14﴿ Hayır! Andolsun, eğer vazgeçmezse, muhakkak onu perçeminden; o yalancı, günahkâr perçeminden yakalarız.﴾15-16﴿ Haydi, taraftarlarını çağırsın. ﴾17﴿ Biz de zebânileri çağıracağız. ﴾18﴿ Hayır! Sakın sen ona uyma; secde et ve Rabbine yaklaş. ﴾19﴿

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.