Olsaydı İyi Olurdu

2
484
Olsaydı İyi Olurdu

Olsaydı İyi Olurdu

Gandi, Hindistan’ın İngiltere’ye karşı yaptığı bağımsızlık mücadelesi sırasında, görüşmeler yapmak üzere İngiltere’ye gider. Bu görüşmeler sırasında bir İngiliz gazeteci Gandi’ye: – “Batı medeniyeti hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye bir soru sorar. Gandi’nin cevabı ibret vericidir: – “Olaydı İyi Olurdu!” dedi. Evet, batıda medeniyetin M’si olsaydı, iyi olurdu. Onların medeniyeti “Mimsiz” bir medeniyettir. O da, “Deniyyet” tir (Alçaklık, aşağılıktır).

Bu mugalatalarını mimlerle süslü göstermek, içine hapsolduğu barbarlığını, arsızlığını, tavan yapan fuhşiyatını maskelemek için masum görünen fakat arka planda masumların kanı ile bezenmiş ne kirli oyunlar oynanmıştır. Hem bedenen hem de ruhen pisliğe batmış batı dünyasının, maddi ve manevi her yönden dünyaya toz yutturan İslam medeniyetini kıskanarak, 200 sene önce zulümle başlattığı, hiçbir din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden insanları köleleştirmek suretiyle uyguladığı veya köleleştirmeye gücü yetmediği durumlarda türlü entrikalarla dilini, dinini, geçmişini değiştirme, mümkünse unutturma, daha sonra da gelecek nesilleri batı özentisi yani “Meşru Köle” yapmak istediği planlarından nacizane bahsedeceğiz.

Her yönüyle âlemlere ışık olan Kerim kitabımız Âli İmran Suresi’nin 118.ayetinde:

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri dost edinmeyin; onlar, sizi şaşırtmakta kusur etmezler, sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Baksana, öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz, sizlere ayetleri açıkça bildirdik.”

buyurmaktadır. Dünya tarihine kanla geçen Avrupa’nın, gerek güneyde (Afrika Kıtası, Arap Yarımadası…) gerekse doğuda (Hindistan, Afganistan, Bangladeş…) ve hiç kimsenin ruhu duymadan da en batıda (Kızılderilileri, Aztekleri, Mayaları, İnkaları…) yaptığı katliamlar ve sömürgeler bu ayetin mucizesine kanıttır. Bu, şehir şehir gezen hokkabazların durumu gibidir:

“Hokkabaz (Batı) şehre (Dünya Kamuoyu) gelmeden önce yapacağı gösteri için kendine zemin hazırlar ve afiş yapıştırır. (Türlü entrikalarla zıt görüşteki insanların itibarını zayıflatır) Şehre geldiği vakit, sahne alacağı alanı kurar. (Göz boyayarak yozlaşacak birkaç topluluğun desteğini alır veya satın aldığı uşaklarla kaos ortamı çıkartır) Davetiye (Çirkin iftiralar ve yalanlar) bastırır ve satmaya başlar. Hokkabazın neler yapacağını merak eden halk (Sözde aydınlar), satın aldığı biletiyle numarasının bulunduğu yere (Sözde yozlaşmış, yeraltı zenginliği bol olan zalim devlet veya ses çıkartmaya gücü olmayan halk) oturur. Hokkabaz çıkar sahneye ve alkışlar eşliğinde gösterilerine (Öldürmeye ve Sömürgeleştirmeye) başlar. Bir kutu (Devlet kademeleri) gelir ortaya ve yanında güzelde bir bayan… (Devletinden tiksinen ve Batı hayranı devlet adamları) Kadın kutuya girer ve hokkabaz kutuyu ortadan ikiye böler. (İstediği kademelere yerleştirdiği kişilerle devleti böler) Seyirciler ikiye bölünen kutuya hayretler içinde baka kalır. Hokkabaz, soğukkanlılık ile şovuna kaldığı yerden devam eder. Kutuyu tekrardan birleştirir ve kadını kutunun içinden sağlam bir şekilde geri çıkartır. Yüzünde koca bir gülümsemeyle ilk şovunu bitirir. (Devletin üst kademeleri artık batının uşağı olur.) Sırasıyla şapkadan (Ders kitaplarından) tavşan (Tarihi safsatalarla saptırır) çıkartır, hızlı el illüzyonlarıyla (Halkı devlete karşı kışkırtır) seyirciyi büyüler. Finalde ise kollarını kaldırır. İçlerinin boş olduğunu seyircilere gösterir. (Halkın özgür olmadıklarını ve yönetimdeki kişilerin zalim olduklarını kamuoyuna telkin eder) Son olarak birden ellerini kaldırır (Zulüm altındaki halkı kurtarır) ve cübbesinin kollarından kuşlar çıkar. (Sözde özgürlüğü sağlar)

Hokkabaz alkışlar içerisinde sahneden iner. (Artık “Kurtarıcı” hükmünde olan batı kendini meşru olarak temize çıkartır.)” BATININ OLMAYAN TARİHİ VE KAHRAMANLARI Okula ilk adım attığımız yıllardan itibaren bizlere anlatılan sözde “İnsanlık Tarihi” aslında gerçeklerimizden çok uzaktır.

Tarihin ilk yıllarında insanlar vahşice doğada dolanmış, mağaralara resimler yapmış, ağaçtan meyve toplamış [Karanlık Çağ (M.Ö 500.000 – M.Ö 60.000)]. 440.000 sene boyunca taşları hiçbir işlerinde kullanmamış ve ne olduğu belli olmayan bir şekilde, o taşlardan araç gereç yaparak kesmede, kazmada, deri yüzmede kullanmaya [Taş Çağı (M.Ö 60.000 – M.Ö 5.000)], daha sonra ise inek, koyun vs. hayvanları evcilleştirerek onlardan faydalanmaya, mağaralardan çıkıp evler yapmaya ve toplu halde yaşamaya başlamışlar. Akabinde de yazı bulmuş ve bununla da kalmayıp, yaşantılarını kayıt altına alınmışlar [Maden Çağı (M.Ö 5.000 – M.Ö 3.000 “Yazının İcadı”)]. Sizce de kulağa biraz deli saçması gelmiyor mu? Yazının icadının peşine gelen çağların tarihleri ise daha da ilginçtir. Tarihlerin hepsi Avrupa Tarihi’ne şamar vuran olaylardır. Tarihin merkezine yani miladına İsa (as)’ın doğumunu koyarak, İlk Çağ’ı yazının icadı ile başlatmış, Türklerin dünyaya yayılmasıyla yani Kavimler Göçüyle (375) son bulmuştur. Orta Çağ, bu göçle başlayıp, İstanbul’un fethinde Osmanlı Tokadını 1453 yılında tatmasıyla; Yeni Çağ, Avrupa’nın yediği sillenin acısıyla başlayıp, Avrupa’nın zulmüne karşı yapılan Fransız İhtilali ile 1789 yılında sona erer. Yakın Çağ, bu ihtilal ile başlayıp günümüze kadar devam eder. Görüldüğü üzere Avrupa, asırlar boyunca başarısızlıktan, zilletten ve hainlikten kafasını kaldıramamıştır. Tarihin kadim sayfalarına yeni başlıklar atan hep necip ecdadımız olmuştur. Avrupalı, abasındaki bu yırtığı kapatmak ve ihtişamlı görünmek içinse kendilerine mitolojik varlıklar, hayali karakterler ve yenilmez kahraman üretmişlerdir.

Kadın düşkünü bir tanrı! “Zeus”, sapık bir tanrının insandan olma yarı-tanrı oğlu! “Herkül”, sözde Amerika’nın güç sembolü! Şırınga ile güçlendirilen yenilmez asker! “Kaptan Amerika”, Afganistan’ın, Tayland’ın ve Myanmar’ın altını üstüne getiren silah! “Rambo”, Aslı hem zenci hem de Müslüman olan namağlup bir boksör! İşte Muhammed Ali’nin Amerikan versiyonu! “Rocky Balboa” ve daha niceleri…

ÖZÜNE DÖN!

Ey Müslüman! Batı, kendisini tek ve en “üstün” medeniyet olarak gördüğü ve sinek kadar değer vermediği bizlere, tiksine tiksine dost görünmeye çalıştığını hala görmezden mi geleceğiz? Amerikan çobanlarının giydiği kot pantolonu, bizlere moda adı altında “Çobanların hak ettiği çoban kıyafetidir.” vizyonuyla pazarladığı, kendi buhranlarını, ahlaksızlıklarını uyuşturucuyla, fuhşiyatla ve vurdumduymazlıkla örten ve bunu “Medeniyet” kelimesi altında masumane bir şekilde genç beyinlerimize nakşetmeye uğraşan düşmanlarımıza daha ne kadar müsaade edeceğiz? Batı’nın gerçek yüzünü anlatabilmek için daha kaç Filistin, Bosna, Suriye, Irak geçmesi gerekiyor? Kendini gençlerimizde dünyevi ve uhrevi şuurun oluşmasına ve onun korunmasına adayan, vebalı “Avrupai” düşüncenin ensesinde olan Cemil Meriç ne güzel söylemiş:

“Olimpos dağının çocukları, Hira Dağının evlatlarını asla kabul etmeyecektir.”

Tarihin her harfine adını som altınla yazdıran ecdadın torunu! Daha düne kadar nehirlere, göl kenarlarına hacet gidermeyi yasaklayan, kendi pisliğini temizlemekten aciz kalıp, camından atan ve medeniyetlerinin son kalan çürük dişiyle sırıtmaya çalıştığı, zillet içinde hayat süren Avrupa’dan daha hakir değilsin! Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye ile görüşmek için gelen acziyet çamuruna batmış avrupa elçileri, kokmuş ve kepaze bir durumda huzura çıkmaması için “Önce hamamda bir paklansın!” denilerek temizletilirdi.

Her bakımdan aşağı olan bu millet, necip ecdadımız II.Viyana kuşatmasında su kenarında diş fırçalayan askerlerimizi görüp

“Eyvah! Bizi yemek için diş bilediler”

evhamlarıyla tir tir titremiş ve İtalyan halkı arasında “Mamma li turchi! (Anneciğim, Türkler geliyor)” şeklinde bir deyim peyda olmuştur. Ey benim çıktığı kabuğa küstürülmeye çalışılan din kardeşim! Senki;

-Her biri kılıç kullanmada, ok atmada mahir, çeşitli mesleklerde usta bir ecdadın torunusun! (Kuyumcu, marangoz, Hakkak/Taş oymacılığı, bahçıvan…)

– Spora önem veren bir ecdadın torunusun! (Cirit atma, bilek güreş, güreş, yüzme, at binme…) – Cömert, güzel sanatlarla uğraşan bir ecdadın torunusun! (Hattat, müzehhip, şair…)

– Kitap okumaya ve onlarla haşır neşir olamaya aşık bir ecdadın torunusun! (I.Murad, Fatih Sultan Mehmed Han, Yavuz Sultan Selim Han, I.Mahmud, V.Murad, II.Abdülhamid Han)

– Birçok dili, ana dili gibi konuşan bir ecdadın torunusun! (Fatih Sultan Mehmed Han 8 dil, Kanuni Sultan Süleyman 7 dil, Yavuz Sultan Selim 6 dil, I.Murad, II.Beyazıd, II.Selim, IV.Mustafa, III.Selim, I.Abdülaziz ve II.Abdülhamid Han 5 dil biliyordu.)

– Kur’an-ı Kerim’e bir gecelik hürmetine karşılık, dünyada 600 senelik hüküm süren bir ecir alan bir ecdadın torunusun! (Osman Gazi)

– Sefere gitmediği zaman kendi yaptırdığı imarethanede yoksullara bizzat kendi eliyle yemek dağıtan bir ecdadın torunusun! (Orhan Gazi)

– İstanbul’u fethinden sebep Peygamber övgüsüne nail olan bir ecdadın torunusun! (Fatih Sultan Mehmed Han)

– İçi yivli topu icad eden ve Leonardo da Vinci’nin haliç için hazırladığı köprü planını gördüğünde birçok hata bulup gerisin geri gönderen bir ecdadın torunusun! (II.Beyazıd)

– Kendini “Mekke ve Medine Hadimi (Hizmetçisi)” ilan eden bir ecdadın torunusun! (Yavuz Sultan Selim)  Fransız ve İspanyol zulmünde olan Hollanda halkının “Bizi bu durumdan kurtarın!” dileğine cevaben “Oralara kadar yeniçerimi göndermeyi lüzumlu görmüyorum. Size 50-60 tane yeniçeri kıyafeti gönderiyorum. Bunları kendi askerlerinize giydirip sınırda nöbet tutturun.” şeklinde mektup gönderen ve kibirlenmemek için kendi kazdığı mezara her gece yatan bir ecdadın torunusun! (Kanuni Sultan Süleyman)

– Rasulullah (sav)’in İsm-i Şerif’i her anıldığında ayağa kalkan bir ecdadın torunusun! (III.Mehmed)

– 200 okkalık (250 kg) gürzleri rahat bir şekilde kaldırabilen, Bağdat’ta suikast için odasına giren 4 celladı çıplak elle etkisiz hale getiren, attığı okla rahatlıkla bir zırhı delebilen, çok tesirli bir konuşma yapısına sahip olan bir ecdadın torunusun! (IV.Murad)

– Telgrafı icat eden Samuel Mors’un, Avrupa’da icadının ilgi görmemesi üzerine Osmanlı’ya gelip eksik parçaları tamamladığı ve elmaslı madalya ile ödüllendirerek bilime verdiği önemi açığa vuran bir ecdadın torunusun! (Sultan Abdulmecid)

– İngiltere başkanı William Gladstone’nin

“O bastonunu Karadeniz’e sokar, Akdeniz’i karıştırır.”,

Alman İmparatoru II.Wilheim’ın

“Görüştüğüm krallar arasında, Fransız kralını aşağı, Japon imparatorunu basit, İngiliz kralını kendi ayarımda buldum. Ne zaman ki Osmanlı padişahı ile görüştüm; Heybeti, zekası ve nezaketi karşısında beni bir titreme aldı”

şeklinde yorumladıkları bir ecdadın torunusun! (II.Abdülhamid Han)

Maide Suresi 51.ayette:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

buyurmaktadır. 1400 sene evvel yolumuza tutulan bu kutlu ışığın vesilesiyle ve tarihin tozlu sayfalarından çıkardığımız engin tecrübelerimizle anlıyoruz ki,

“Ayıdan post düşmandan dost olmaz!”

Selam Ve Dua ile

İlginizi Çekebilir: Ramazanı Daha Verimli Geçirebilmek İçin 7 Öneri

2 YORUMLAR

  1. Emeğinize sağlık ama yukarıda 3.paragraf 2.paragrafın tekrarı olmuş. “… nacizane bahsedeceğiz” cümlesinden sonra bir daha deniyyet diye başlanmış o paragraf silinirse daha güzel olur.

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.