Meyve Değil! Çocuk Bu Çocuk

0
594
Meyve Değil! Çocuk Bu Çocuk

Meyve Değil! Çocuk Bu Çocuk

Günümüzde belirli bir olgunluğa ermiş ve insan olmanın gerekliliğini yerine getiren her birey anne ve baba olmaya adaydır. Fakat çoğu kez ana-babalar, ufka bakan engebeli yolun mimarı olacak ve bir sonraki nesillere “Daha güvenilir, daha düzgün” yollar inşa edebilecek çocukların yetiştirilmelerindeki “Perde arkası figüranı” olma hayallerinde kaybolur, kendine gelindiğinde ise fiziksel anlamda başarı sağlansa da zihinsel anlamda feci şekilde çuvallanır.

Sebepler tamamen çocuğun sorumsuzluğuna ve yaramazlığına bağlanır, vicdanlar “Benim ne suçum var! Elimden geleni yapıyorum!” haykırışlarıyla susturulur ve nefislere “Günahsız” damgası vurulur. Ancak gözden kaçan ayrıntı; Çocuğa meyve muamelesi yapıp seneye olgunlaşmasını beklemektir.

Görün artık! Mevzu bahis ağaçtaki meyve değil! Çocuk bu çocuk! Peki, esasen suç kimdedir? Tamamıyla “Ne verirsen elinle o gelir seninle” formatında bir kaset (Çocuk) mi? Yoksa o kaseti yanlış dolduran ve yanlışının farkında bile olmayan kaset sahipleri (Ebeveyn) mi? 

Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve;
– “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi” dedi. Annesi kâğıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu;
– “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin!”

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi öldüğünde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken, bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kâğıt buldu ve alıp açtı. Kâğıtta “Oğlunuz şaşkın (Akıl Hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz” yazılıydı. Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı:
Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dâhisi haline getirilmiş,
“Şaşkın” bir çocuktu!

Yinelenen bir nida ile “Sorun Kaset mi? Sahibi mi?” Hangisi? Meşhur bir hikâye daha…

“Sene 2004… Maddi durumumuz pekiyi değil ve  o zamanlar pek oyuncağımda yoktu. Misafirlikteyiz, iki tane çocuk arabalarıyla oynuyorlardı. Beni de aralarına almak istemediler. Çocukluk işte terlikleri araba gibi yapıp oynamaya başladım. Gülmeye başladılar bana. Sadece çocuklar değil herkes güldü! Babam usulca geldi, oturdu yanıma. Kaptı terliklerden birini ve oynamaya başladı benimle. Herkes sustu! Susturdu babam onları! O zaman şanslı bir çocuk olduğumu anlamıştım.”


    Onlara Hitap Edin!

  Bir ana-babanın işine, evine, bağ-bahçesine, saksısında ki çiçeğine veya kafesindeki muhabbet kuşuna harcadığı vakit kadar, dünya hayatı boyunca bahşedilmiş en güzel hediyelerden biri olan yavrusuna biraz kaliteli zaman ayırmıyor. Daha vahimi ise bilinçsizce geçirilen ve her iki tarafında bu durumdan haz etmediği, boş bir zamanı “İlgileniyorum ya daha ne yapayım?” denilerek taçlandırılmaya çalışılıyor. Hem kendinizi hem de yavrularınızı boğmayın! Şimdi akıllarda çınlayan “Sen çok biliyorsun! Neymiş doğrusu?” sualine yirmi beş maddeyle cevap verelim:

Evvela çocuğun yetiştirilmesindeki zemin, beşikte oynadığı ve çevresini sorguladığı (Mümeyyiz Çağı öncesi) dönemde başlar:

1- İsim konusunda titiz davranılması elzemdir. Çünkü isim müsemmasıyla alakalıdır.

2- İlklere dikkat edilmesi önem arz eder. İlk kelimesi, ilk ayakta duruşu, ilk adım atışı, ilk “ALLAH” deyişi… Bu anlar çocukla kurulacak iletişimde çok önemlidir.

3- Yiyeceği gıdaların isteyerek, içten ve zikir eşliğinde hazırlanması çocuğun hem fiziksel hem de ruhsal anlamda doyumunu sağlayacaktır.

4- Evde sesli ve çocuğun duyacağı biçimde okunan Kur’an-ı Kerim, uyutulurken çekilen zikirler, salavatlar ve söylenen ilahiler, onun ne için yaratıldığı, bu dünyada varlığını sürdürme sebebini ve her şeyi var eden bir irade olduğunun idrakine yardımcı olacaktır.

5- Çocuğun hayatındaki ilk idolü anne ve babasıdır. Bundan mütevellit ana-babası ne kadar Allah (cc)’yu anarsa, minik yavruda bir o kadar anacaktır.

6- Ev halkı için birer seccade tahsis edildiği gibi ona da mini boy bir seccade, tesbih, takke/sarık/başörtüsü temin edilmesi hem Din-i Mübîn’e ısınmasını hem de kendini kul olarak hissetmesindeki temellerin atılmasına olanak sağlayacaktır.

7- Her gün elif-ba cüzünden birer sayfa, kısa surelerden bir sure veya Kur’an sayfasından birkaç ayet çalışması/ezberi yapılması çocuğun ömrü boyunca hafızasının kuvvetli olmasına yardımcı olur. Yapılan araştırmalara göre “Üç yaşına kadar bir çocuğun beyni, bir yetişkinden iki buçuk kat ve altı yaşına kadar ise bir profesörden iki kat hızlı çalışıyor.” sonucundan yola çıkarak üç yaşında bir çocuğun kısa sürede hafız olması imkânsız bir olay değildir.

8- Çocuk artık iç çamaşırlarını kendi başına giyebilecek kadar büyüdüğünde “Kocaman oldun, bundan sonra yalnız başına tuvalet ihtiyacını halledebilirsin!” veya “Artık büyüdün, kıyafetini kimse görmeden odada değiştirebilirsin” denilerek ona mahremiyet ve utanma duygusu empoze edilmelidir.

9- Çocuklarınıza Lego, yap-boz, araba/bebek… gibi hayal kurabilecekleri ve kendilerini zihinsel anlamda geliştirebilecekleri oyuncaklar alınması ilerisi için doğru bir yatırım olacaktır.

10- Çocuklarınıza sevginin nasıl bir his olduğu sevdirilerek öğretilmelidir. Unutulmamalıdır ki her çocuk severse ve isterse öğrenir. Bazen aynı anda, bazen farklı anda, bazen aynı yolla, bazen farklı yolla… Ama mutlaka öğrenir.

Sağlam zemin üzerine kurulmuş bir iman binasının katlarını oluşturan zamandır Mümeyyiz Çağı (Sağı ve solunu ayırt edebilecek yaştaki çocuk):

1- Toplum içerisinde bir çocuk; Edebine, adabına, tatlı diline, kullandığı kelimelerine, yediğine, içtiğine, oturup kalkmasına, giydiği kıyafetine ve bir başkasına haram olan yerlerin gözükmemesine ne kadar dikkat ederse, o toplum o kadar ilerleme kat etmeye adaydır. Çünkü bir toplum ancak karakteri olursa ilerleyişini sürdürebilmeye muktedir olacaktır.

2- Çocuğu kendi başına bir şey yapabilmesi için şans verilmesi, büyüdüğünde karşılaşacağı sorunlara karşı ayakta durmasını öğretecektir. Mesela; (Yardım amaçlı) Pişen çorbayı karıştırsın, sofradan sonra yenecek meyveyi yıkasın, temizlik yapılırken yer silsin, toz alsın, odasını/oyuncaklarını toplasın, alışverişe çıktığınızda nasıl karlı veya daha sağlıklı bir alışveriş yapılır görsün… (Hiç yardımı dokunmasa bile ebeveynin herhangi bir durumda nasıl davranacağını görmesi yeterlidir.)

3- Çocuğa elindekiler ile mutlu olunması gerektiği öğretilirse ömrü boyunca sahip olduğu şeylerin fiyatını değil kıymetini bilir. Bu durum hasebiyle çocukların biraz zorluk çekmesi önemlidir.

4- Çocuğun ebeveynleri/büyükleri tarafından çok sıkılması “Bundan bir halt olmaz, bakın şuna gitmesin bir yere” veya çok boşlaması “Ben çocuğuma güveniyorum, o öyle şeyler yapmaz” çokça süregelen bir hatadır. Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Allahu Zü’l-Celal Hazretleri;

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ”

Biz, sizi insanlar üzerine şahitlik yapmanız için ortada bir ümmet kıldık…”

[Bakara 143]

Âlemlere rahmet  Peygamber Efendimiz ise;

خَيْرُالْاُمُورِاَوْسَاتُهَا”

İşlerin hayırlısı orta yol (dengede) olanıdır.”

[Aclûni, Keşfü-l’Hafa; Hadis No:1247]

buyurmaktadır. Yani ipin iki sıkılıp bir gevşetilmesi her iki tarafın lehine olacaktır.

5- Aile bireylerinin toplanıp yapacakları geziler, piknikler, türbe ziyaretleri ve gidilecek olan sohbetler çocukların hafızalarında tatlı anılar bırakabilecek fırsatlardır. Bu fırsatların kaçırılmadan ifa edilmesi zihinsel anlamda bir-sıfır önde başlaması demektir. Çünkü onun için zihninde ilgi ve alakada üst düzey bir aile vardır.

6- Çevre bilincinin yeni yeşerdiği bu yaşlara gelindiğinde; Rasulullah (sav)’in mübarek hayatı, Ashab-ı Kiram’ın ibretlik kıssaları, asrına damga vurmuş alim ve evliyaları, unutturulmaya çalışılan tarihi gerçekleri ve yıllardır sessizce süre gelen âmâlığın neticesi olan zulüm altındaki Müslümanları (Arakan, Suriye, Çeçenistan, Filistin, Doğu Türkistan, Irak, Lübnan…) doğru üslupla anlatmak dini ve milli şuur oluşmasına katkıda bulunacaktır.

7- Ana, yemek yaparken veya televizyon izlerken eteğine sarılan çocuğu “Git oyuncaklarınla/tabletinle/bilgisayarınla oyna! Görmüyor musun işim var!” diyerek savsaklarsa; İşinden gelip koltukta sızan baba, paçasından tutup çekiştiren yavruyu “Lan git, anan ilgilensin! Yorgunum zaten” diyerek yarım saatini ayırmaz ve üstüne de azarlarsa; Mecburen ufaklıkta ilgi görmek için teknolojinin kucağına atacaktır kendini. Teknoloji çocuklar için merak ağacının üzerinde pusu halinde bekleyen pars gibidir. İlk göz ağrınızı teknolojiye kurban etmeyin!

8- “Bu ne baba?”, “Bu niye mavi anne”, “Niye namaz kılıyorsun?”, “Allah (cc) kim teyze?”, “Hala! Kur’an-ı Kerim’i bende okuyabilir miyim?”, “(Ölen dede için) Anane dedem nereye gitti” gibi suallerle çevresini soru yağmuruna tutan miniklere, iletişimde sıkıntı yaşamayacakları bir lisanla açıklanması kendinden emin ve attığı adımdan tereddüt etmeyen bir karakterin oluşmasını sağlayacaktır.

9- Bir bireyin kültür seviyesi okuduğu ve gördükleri ile ölçülür. Bu nedenle ebeveynlerin şahit olduğu çevreden ve okuduğu kitaplardan edindiği kültürel mirası vekili olan evladına, bu sevdayı sevdirerek devretmesi, yeni nesil çağın taban seviyesini daha da yükseltecek bilgi birikimine sahip olmasını sağlayacaktır.

10- Küçük yaşta başladığı Kur’an-ı Kerim eğitimine ek olarak Rasul-u Zişan Efendimizin mübarek hadislerinin ezberlenmesi, Cenab-ı Rabbu-l’Alemîn ile arasında köprüler kurmasına yardımcı olacaktır.

   Ergenlik ve yirmili yaşlar, iman binasının artık dış cephesinin giydirilme başlandığı yoğunlaşan duyguyla sıvasının, olgunlaşan düşüncelerle de boyasının atıldığı dönemdir:

1- İnsanın en tutarsız ve değişken olduğu ergenlik döneminde gençlere tatlı dilli, daha dikkatli ve uyumlu sözler sarf edilmesi çok önemlidir. Çünkü sert akan suyun önüne taş koyarsan yönü değişir. Nihayetinde tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

2- Belli bir idrak gücüne sahip olan gençlerin eğitim seviyelerine kademe atlatarak;

  • Kur’an-ı Kerim (Tecvid, Talim ve Kıraat),
  • Hadisi Şerif ve Usulü,
  • Fıkıh ve Usulü,
  • Tesir ve Usulü,
  • Kelam,
  • Belâgat ilmi (Üç bölümden oluşan ilimdir: Meânî [Kelimenin doğru kullanımı], beyân [Kelimenin nasıl ifade edildiği] ve bedî‘ [Kelimenin lafız ve mana bakımından güzelleştirilmesi]),
  • Mantık,
  • Siyaset,
  • Hesap (Matematik),
  • Hendese (Geometri),
  • Hikmet (Fizik)
  • Kimya,
  • Biyoloji,
  • Tarih,
  • Coğrafya,
  • Eski ve yeni dünya düzeni dilleri (Arapça, Farsça, Osmanlıca, İngilizce, Fransızca, Almanca, İbranice, Latince..)

öğrenimi üzerinde çokça durulması, kültür düzeyinde devleşen ve ülkesine çağ atlatan bir nesil yetişmesi demektir.

3- Ergenlikle beraber gençler hayatlarına yeni eklenti duygularla farklı tatlar ararlar. Bunun sebebi açıkla ruhun gıdasız kalmasıdır. Bu açılığın bastırılması için zikir ve sohbet meclislerine istikrarla gidilmesi gerekli hazzın, doyumun yaşanmasını sağlayacaktır.

4- Aile fertlerinin bir arada bulunduğu ve sıcak bir ortam oluştuğunda artık belli bir bilgi ve görüş birikimine sahip genç zihinlerle dünya ve ahiret yaşantısı hakkında tefekkür ve söyleşi yapılması, menzili geniş ufuklarını daha genişletmelerine fayda sağlayacaktır. Hatemu-l’Enbiya olan Peygamberimiz:

اَلتَّفَكُّرُ فِي عَظَمَةِ اللّهِ سَاعَةً خَيْرٌ مِنْ قِيَامِ لَيْلَةِ”

Allah-u Teâlâ’nın büyüklüğünü bir saat tefekkürde bulunmak,

bir geceyi nafile ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır.”

[Suyûti, Camiu-l’Ehadis: Hadis No: 10716]

5- Bir ebeveynin son vazifesi ise Milli Şairimiz Mehmed Akif Ersoy’un da “Asımın Nesli” sıfatıyla nitelendirdiği fikirsel, hissel ve bedensel olarak hayata hazır gençleri kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olmaktır.

   Saçının telini kendisinden bile sakınılan yavruları emanetçilerin en emanlısına emanet edip sonrasında miniklerin nasılda serpildiklerini göreceksiniz. Yalnızca sabırla izleyin! Sözü kısa bir hikâye ile nihayetlendirelim:

Bir gün zengin bir adam oğlunu kırsal kesime götürüp ona insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek istemişti. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu:

– “Yolculuğumuzu nasıl buldun?”

– “Çok güzeldi babacığım” diye cevap verdi oğlu.

– “İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün, değil mi?”

– “Evet”

– “Peki, ne öğrendin?”

– “Şunu gördüm” dedi oğlu. “Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına kadar gelen bir havuzumuz, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim taraçamız (bir yapının damında çevresi ve üstü açık yer, teras.) ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor.” Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi ve çocuk ekledi:

– “Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!”

   Selametle, Allah (cc)’ya emanet olun!

Günün sözü:

[quote bcolor=”#81d742″]Zihin, ufuk kadar geniştir limite sahiptir, yeter ki önüne engel konulmasın.[/quote]

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.