Kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır

0
1186
Kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır

Türkçe’de yanlış olarak yılbaşı kutlamasıyla birleştirilen noel, latince’de “Tanrı’nın doğum günü” manasına gelen ve Hz. İsa’nın doğduğu gün kutlamasını belirten “dies natalis” teriminin Fransızca karşılığıdır.

Bu ifade başka batı dillerinde II natale (İtalyanca), cristes-maese (eski İng), kerst-misse (Danca) gibi kalıplarla karşılanmış, günümüz İngilizce’sine de christmas şeklinde kendine yer bulmuştur. (İslam Ansiklopedisi, T. Diyanet Vakfı, cilt: 33, s: 201)

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, her yılbaşı günü geldiğinde içinizde hafif de olsa bir sevinç heyecan duyup, bir hazırlık yapma girişiminde bulunuyorsanız kalbinizi yeniden gözden geçirmenizi tavsiye ederiz. Hatta mümkünse bu günde aslı kişiliğini kaybetmiş Müslümanların aksine günahlar havada uçuşurken, bu geceyi az da olsa ibadetle geçirip beden lisanı ile ‘’Ya Rabbi ben onların yaptığından uzağım’’ diyebilmemiz gerekir. Bizim Hristiyanın kutsalı ile bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz Müslümanın hicri yılbaşından, mübarek gün ve gecelerle alakası yokken yılbaşını kendi öz bayramı gibi kabul edip bunu  eğlence haline getirmektir. Allah bu durumdan tüm Müslümanları korusun. Şunu da duyuyoruz. Bazı Müslüman! Kardeşlerimiz şöyle diyor: ‘’ Ne var ki biz sadece eğleniyoruz.’’ Şiddetle uzak durmanızı tavsiye ederiz.

Zira Resulullah aleyhisselatu vesselam efendimiz şöyle buyurdu:

 

 “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır.” (Ebu Davud Libas 4)

 Yine Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam buyurdu ki:

“Müşriklere (her hâl ve hareketinizle) muhalefet ediniz ve benzemeyiniz. Sakallarınızı bırakınız ve bıyıklarınızı kısaltınız.” Buhârî, 12/1955

 

Batı Hıristiyanlığı tarafından 25 Aralıkta kutlanan Christmas’ın tarih ve kutlama olarak kökeni de eski Roma tarafından benimsenen güneş tanrısı Mithra’nın doğum günü kutlamasına (Natalis solis invicti) dayandırılır. Hıristiyan ilâhiyatçılarına göre başta noel olmak üzere erken Hıristiyanlık’ta yer almayan ve içerdiği pagan eğlence unsurlarından dolayı sonraki din adamlarınca eleştirilen putperest festivallerinin Hıristiyan kutlamalarına dönüştürülmesinin sebebi o dönemde Roma’daki Hint-İran kökenli Mitra inancına karşı Hıristiyanlığı korumaktır. Fakat bir çok Doğu kilisesi İsa’nın doğum günü olarak 6 Ocak tarihini benimserken Batı kiliselerinde bugün İsa’nın vaftiz günü (Epiphani) olarak devam ettirilmiştir.

Dolayısıyla günümüzde Christmas, Batı Hıristiyanları tarafından 25 Aralık tarihinde kutlanmakta ve Julian takvimine dayanan 1 Ocak’taki yılbaşı eğlenceleriyle birleştirilmektedir. (a. g. e. s: 202)

Türkçe’ye Noel Baba ismiyle ve yılbaşı eğlencesiyle bağlantılı biçimde giren kutlamalar; bugünkü Antalya’nın Derme ilçesinde piskopos olarak görev yaptığı ve 6 Aralık 352 veya 354’te öldüğü düşünülen Santa (Aziz) Nikolas adlı bir Hıristiyan azizinin etrafında şekillenmiştir. Denizcilerin, tüccarların, gezginlerin ve çocukların koruyucu azizi olduğuna inanılan bu kişi, daha sonra Santa Claus ismiyle Noel akşamı çocuklara hediye dağıtan efsanevi şahsiyete dönüşmüştür. Kırmızı kıyafeti, uzun beyaz sakalı ve baca deliğinden girip şömineden çıkması gibi hayali ve komik özellikleri ilk defa 1870’te Thomas Nast adlı bir ressam tarafından çizilmiştir. Santa Claus’un evinin kuzey kutbundaki buzlar ülkesinde olduğu ve Ren geyiğiyle çekilen bir kızak kullandığı efsanesi yayılmıştır.

Noel kutlamasının bir başka temel unsuru olan çam ağacının Yunan ve Roma pagan kültürlerindeki Attis tanrısına yönelik âyinden kaynaklandığı kabul edilmektedir.

Aslında putperest inanç ve felsefelerine dayanmakta olup Hıristiyanlığa sonradan giren Noel, günümüzde bir Hıristiyan bayramı şeklinde kutlanmakla birlikte bu bayrama has unsurlar Batı kültürünün yayılması ile birlikte Hıristiyan olmayan ülkelerde de birer tüketim ve eğlence fırsatı olarak görülen yılbaşı kutlamaları bünyesinde benimsenmiştir. Ayrıca Katolik Hıristiyan geleneğinde şekillenen takvim anlayışının bir parçası olan yılbaşı uygulaması da esasen pagan Roma kökenli yeni yıl anlayışının devamı olup, aşırı tüketime yönelten bir eğlenceye dönüştüğü için bugün pek çok Hıristiyan tarafından eleştirilmektedir. (a.g.e. s: 202)

Bu sebeple, İslâmi sene başının Muharrem ayıyla başladığını ve Müslümanların yeni senelerine Muharrem ayıyla girdiklerini, milâdi yılbaşılarının Müslümanlarla ilgisi olmadığını hatırlatmakta fayda görüyorum. Cihan Peygamberi (s.a.s.)’nin Mekke-i Mükerremeden, Medine-i Münevvere’ye olan hicreti; Hz. Ömer (r.a.) devrinde Hicri takvimin birinci senesi olarak alınmış ve senebaşı olarak da Muharrem ayı kabul edilmiştir. Yılbaşı kutlamalarıyla imanımız, ahlaki ve milli değerlerimiz, iktisadi ve cemiyet hayatımız yaralanmaktadır. Bir yılbaşı gecesinde tüketilen içkiler, oynanan kumarlar, çılgınca düzenlenen eğlenceler, yemek israfı, çam süslemesi ve kesilen hindilere ödenen paralarla ne gibi faydalı hizmetlerin yapılabileceğinin hesabı ortadadır.

Yılbaşı sebebiyle ömür sermayemizden koskoca bir senenin; (365 gün, 52 hafta, 12 ay) geride kaldığını ve bir daha dönmeyeceğini lütfen bir düşünelim.

2013 yılı nasıl geçti? sorusuna herkesin vereceği cevap farklı farklıdır. Çünkü herkes kendi hayatını yaşıyor, kendi hikayesini yazıyor, kendi zaviyesinden olaylara bakıyor. Geride kalan koskoca bir yılın dökümüne baktığımızda, ‘iyi’, ‘kötü’, ‘acı’, ‘tatlı’ veya ‘kolay’, ‘zor’ değil de ‘uzun bir yıl’ olarak; bu 365 güne neler sığdığına bakmalıyız. Yeni yıla girerken evvela geçmiş yıllara bakacağız. “Şimdiye kadar ben ne yaptım?” sorusunu kendimize sormalıyız. Yılbaşının gelmesi önemli değil. Asıl önemli olan önümüzdeki sene nasıl olmalı? Ben ne yapmalıyım? Acaba Allah’ın emanet olarak verdiği organları, Allah’ın emrinde O’nun istediği gibi çalıştıracak mıyım? Aklımı nerede kullanacağım? İnsanlık için, din-diyanet için neler yapacağım? düşüncesiyle hayatımızda yeni bir sayfanın açıldığının, önümüzde kocaman bir yıl olduğunun bilincinde olmalıyız. Zamanının kıymetini bilmeyen, zamanla kıymetsiz olur, sözünün doğruluğunu bilmeliyiz. Zamanın ve zamanın bağrındaki insanın kadrini bilmeliyiz. Zamanı gösteren saatlerin, hayatımızın yeğâne yol göstericileri olduğu gerçeğini unutmamalıyız.

Şu anımızı iyi değerlendirmek durumundayız. Geçmiş mazide kalmıştır. Geleceğe dair elimizde bir senet, bir teminat yoktur. Öyleyse gün bu gün; an bu an; saat bu saattir. Dolayısıyla kıymetine binaen parçalara ayırdığımız zamanın her kilometre taşında durup düşünmemiz gerekiyor.

Beden kefenlenip toprak ile buluşmadan, ruh kanatlanıp berzah alemine uçmadan, elimizde henüz fırsat varken, tevbe kapıları kapanmadan, kendimizi ciddi bir nefis muhasebesine tabi tutmalıyız. Hayatımızın bugüne kadarki kısmının odağında ne olduğuna bir bakalım. Neyin peşinde koşuyor? Hangi gaye için çaba sarfediyor? Neler için mücadele ediyor? Kısaca İslam’ın çilesini kalbimizde hissedebiliyor muyuz? Gece uykularımızın kaçtığı oluyor mu? Bir yetim gördüğümüzde başını okşayıp ta, gözlerimizin dolduğu oluyor mu? Sarraf gibi İlâhi Kudretin bizlere sunduğu altın hükmünde olan 24 saati nasıl harcıyor? ‘Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekiyor muyuz?

İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur” (Necm/39) buyuran ilâhi çağrıya kulak verelim. Ömrümüzü boşa harcamayalım. Yılbaşı kutlayacağız, diye sabahlara kadar tıka basa midemizi doldurupta hastanelik olmayalım. Ömür sermayesini iyi kullanalım, israf etmeyelim.

Geliniz hep birlikte hayatımızı şöyle bir gözden geçirelim. Kendimizi ciddi bir nefis muhasebesine tabi tutalım. Hayatımıza yeni bir yön verelim. Geçmişte yaptığımız hataları yeni yılda bundan sonra yapmayalım.

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Kemal Bal, 2013 – Aralık, Sayı: 334, Sayfa: 50

islam ve ihsan web sitesinden alınmıştır.

 

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.