Herşeyini Feda Etti! Kefensiz Giden Şehit Mus’ab Bin Umeyr

0
144
Herşeyini Feda Etti! Kefensiz Giden Şehit Mus’ab Bin Umeyr

Musab b. Ümeyr’in şöyle bir duası vardı: “Allah’ım! İhlasımı arttır ve derinleştir” Söze bununla başlandı. Ve bizimde duamız odur ki, Rabbim bizimde ihlasımızı arttırsın ve bizi derinleştirsin.

Musab b. Ümeyr, Mekkeli, Abdudaroğullarından bir yiğittir. Abdudaroğulları Efendimiz (sav)’le 4. Babadan soyları birleşen aynı soy silsilesindendir. 4 kardeşlerdir. Yıllar önce Velid ve Ebu Aziz’den sonra Musab gelmiş hanelerine. Ancak Musab b. Ümeyr farklıydı ağabeylerinden. Allah Teala ona öyle bir cemal vermiş ki, bakan hayran oluyor. Efendimiz (sav) gibi güzel. Efendimiz (sav)’e benzeyen, bakıldığında Efendimiz (as) zannedilen birisi.

O annesinin nazlı bebeği oluyor. El üstünde tutuluyor; ona özel elbiseler, özel ayakkabılar ve özel kokular getittiriliyor. Musab geceleri arkadaşlarıyla birlikte Mekke’nin Volkanik dağlarında Safa tepesinde, gündüzleri ise yine arkadaşlarıyla birlikte at koştururdu.

25 yıl boyunca Musab’ın hayatı böyleydi. Ama bu kadar rahat bir hayatı olmasına rağmen içinde hissettiği bir boşluk vardı. Arkadaşları onun bu boşluğu evlenmemesinden dolayı olduğunu söyleseler de o buna kani olmuyordu. O cahiliye döneminde onca iffetsizliğin olduğu dönemde dahi haya perdesini yırtmamış; Yusufca, Meryemce bir hayat yaşamıştır. Tahir olan Musab, yeryüzünün en tahirine (Efendimiz’e sav) yoldaş olacak, arkadaş olacaktır.

Onun İslâm’a girişi arkadaşı Habbab b. Eret vesilesiyle olmuştur. Şöyle ki:

Nübüvvetin ilk günleri Musab’ın yüreğinde fırtınalar var. Sabah erkenden atmış kendini dışarıya. Demircilik yapan Habbab’ın dükkanına doğru yürümüş, Habbab bakıyor, karşıdan Musab geliyor. Elinde bir demir var. O anda habbab’ın içinden geçen şunlar:

-’Acaba ben bu dini Musab’a arz edersem, Musab nasıl bir tepki verir? Onu düşünürken demirin kızgın tarafını tutmuş, eli yanmasına rağmen o acıyı hissetmeden Musab’ı karşılamıştır. Musab, Habbab’ı o halde görünce ‘Elin yanmıyor mu?’ demiştir de, ona elindeki demiri hatırlatmıştır. Habbab’ın cevabı nedir Musab’a biliyor musunuz?

‘İçimdeki yangın o kadar büyük ki, elimdeki ateşi hissetmemişim.’

Musab’ın da yüreğinde bir yangın var. Habbab yangınına bir itfaiye bulmuş. Darul Erkam onun yüreğindeki itfaiye. Ama şimdi aynı mutluluğu Musab’a yaşatacak. Musab merakla sormuş. Başlamış anlatmaya. Yüreğinden imana karşı kapılar açılmış. Hadi götür beni demiş Darul Erkam’a. El ele vermiş, yürümüşler Darul’Erkama. İman şerbetini içmiş, orada Allah Rasulü (sav) Efendimiz’in huzurunda.

Musab bir anda değişmiş. O gün birkaç saat kalmış Darul Erkam’da. Sonra çıkıp gelmiş eve. Anneyle konuşmadan direk geçmiş. Bir tuhaflık var, hissetmiş annesi ama ne olduğunu hiç bilmiyor. Birkaç gün gözlemiş. Aynı şeyler. Kardeşlerine Musab da bir gariplik var hissediyor musunuz? Demiş. Kardeşleri başka şeyler demişler. Akrabası olan Osman b. Talha’ya annesi Ünas onu gözlemlemesini istemiş. Ve haber gelmiş; Musab Abdulmuttalib’in yetimine iman etmiş.

Annenin tepkisi o anda inanılmaz farklı bir boyutta olmuş. Benim oğlum, gözbebeğim, umudum nasıl olur köleler ile, işçilerle aynı sınıfta, aynı yerde yer alır? Nasıl olur Mekke’nin en asil insanı el ayaklara düşen insanlarla aynı safta olur? Demiş. Konuşmuş oğlu Musab’la.

Musab’a söz söyletme sırasını bile bırakmamış. Musab’ı dinlemiyor annesi. Hayır, terk edeceksin diyor yalnızca. Eğer terk etmezsen, ben bilirim sana yapacaklarımı deyip, tehditler üstüne tehditler savuruyor. Ama Musab imanın  o güzelliğini öyle bir anlamış, o şerbeti öyle bir içmiştir ki, ne söylenirse söylensin hiçbir şeyi duymadan o imanın mutluluğunu yüreğinde hissederek Darul Erkam’a her gün gidip gelen bir talebe olmuş.

Annesi bakmış ki, hiçbir söz Musab’ı o yoldan alıkoymuyor. Demiş ki:

Musab! Eğer bir daha gidersen oraya sana işkencelerin en ağırını tattırırım!’ kölelerine emretmiş, bağlatmış Musab’ı. Bakmaya kıyamadığı oğluna kırbaçlar vurdurmaya başlamış. Musab o kırbaçları yemesine rağmen Mekke’de onlarcasının iman sloganı olan ‘Ehad Ehad’ sloganını o da oradan duyurmuş! Anne bakmış ki, işkenceler de Musab’ı alıkoymayacak, başka yollar denemiş, yine olmamış. Salıvermiş Musab’ı…

Musab gelmiş Darul Erkam’a. Anneyi kazanma adına gayret göstermiş, olmamış ama kardeşi Ebu Rumi onun halinden etkilenerek iman etmesine vesile olmuş.

2 kere Habeşistan’a, 2 kere Medine’ye hicret etmiştir. Bundan sebep bazı alimler ona ‘Daimi Muhacir’ demişlerdir. Efendimiz Taif’e gidecek. Mekke o zamanlar imana yatak olamadığı için Taif olabilir mi diyecek lakin olmayacak. Geri dönecek. Mina çadırlarını dolaşacak, olmayacak.

Bir gün bir çadıra girecek ki, 6 yiğit delikanlı. Başlarında Esad b. Zürare. Hepsi de imanın şerbetini içecek. Ve bir sene sonra Akabe biatına geldiklerinde Efendimiz’den bir muallim isteyecek. Onlara Kuran öğretmesi, namazlarında imamlık yapması, İslâm’ın mesajlarını onlara anlatması için.. Efendimiz (sav) Musab b. Ümeyr’i görevlendirecek.

Musab b. Ümeyr varacak Medine’ye. Medine’de tatlı dili, ihlası ve temsiliyet adına o güzelliği ile insanları kendisine hayran bırakacak. Yanında oturup onunla konuşan, o güzellikten etkilenecek. Ona düşman olarak gelenler, yanından dost olarak kalkacaklar.

Ve nihayet bir baş olarak gittiği Medine’den, 75 başla yürüyecek Mekke’ye. Efendimiz görür Musab’ı.
-‘Ne oldu?’ der ‘Ne yaptın sen Musab?’

-‘Medine’de imanın girmediği ev kalmadı ya Rasulallah!’ der Musab b. Ümeyr. Efendimiz (sav) onun bu sözü üzerine

-‘Ya Musab’ul hayr! (Hayırlı Musab!) Desene Allah senin elinle Yesrib’e hayrı ulaştırdı!’

Efendimiz (sav) bir gün ona evlenip evlenmek istemediğini sorar, yaşı 36-37 civarındadır o zaman. Musab b. Ümeyr ses etmez. Efendimiz (sav) halasının kızı Hamle bint Cahş ile evlendiriyor sonrasında onu ve 1 sene sonra onun kardeşi Zeynep bint Cahş ile de Efendimiz (sav) evleniyor. Ve bacanak oluyorlar. Böyle de bir bağ var Allah Resulü (as) ile aralarında.

Bedir’e katılıyor. Savaş sonrası kardeşi Ebul Aziz esir oluyor. Musab onu esir alan (iman)kardeşinin yanına gidip;

“Ey Müdlic! Esirini sıkı bağla! Onun annesi Mekke’nin en zengin kadınlarından biridir. Senin esirin çok iyi para eder.” Bunun üzerine kardeşi:

‘Yazıklar olsun Musab! Kardeşini Medineli bir yabancıya tercih mi ediyorsun?’ Musab b Ümeyr:

-‘Bizi kardeş yapan aynı anadan ve aynı babadan olmak değildir. Bizi kardeş yapan imandır!’

Niye Musab b. Ümeyr 1500 senedir halen bu Müslümanlara ilham kaynağı anladınız mı?

Ve Uhud… O da onun son kametidir zaten. İman yolunda yaşadığı ömür sadece 15 senedir. İbni Kamia’nın kılıç darbeleriyle ruhunu teslim ediyor. O darbelerde dahi sancağı düşürmemek adına olağanüstü bir çaba göstermişti Musab b. Ümeyr! Savaş bitecek. Efendimiz (sav) şehitlerden haberi olacak. Musab getirilecek. Efendimiz (sav) şöyle bir bakacak Musab’a: Kanlı bedeni, yırtık elbisesi..

“Ah Musab! Seni Mekke’de görmüştüm ben o güzel elbiseler içerisinde. Şimdi Uhud’un meydanında üstünü örtecek bir elbise yok!” diyecek ve gözyaşı dökecek. Sahabe soracak:

‘Ya Resulallah! Şehitleri ne yapalım?’

‘Şehitler düştükleri yerde gömülürler’ diyecek ve Uhud meydanına gömülecek. 25 kabir kazılacak. Sayılacak şehitler. 50 tane. Sonra diyecekler Efendimiz’e

“Bir kabre iki şehidi beraber gömün!” Diyecek Efendimiz. Sahabe soracak:

“Ya Resulallah! Kimi alta, kimi üste koyalım?”

“Kuranı çok iyi bileni alta, az bileni üste koyun. Dünyada birbirlerini sevenleri birbirlerinden ayırmayın. Birbirlerini sevenleri bir kabre koyun.”

Musab getirilecek. Sahabe Musab’ı getirdiği zaman Efendimiz(sav)’e şunu diyecekler:

“Ya Resulallah! Üstündeki elbise yırtılmış, başına doğru çekiyoruz, ayakları açıkta kalıyor. Ayaklarına çekiyoruz, başı açıkta kalıyor.” Efendimiz (sav) yine gözyaşlarına hakim olamayacak ve diyecek ki:

“Çekin elbisesini başına doğru ve ayaklarını da otlarla kapatın”

İzhir otlarıyla Musab, kefen bile bulamadan bu dünyadan gidecek.”

Efendimiz (sav) o gün orada diyecek ki:

Bunlar İslâm’ın şehitleridir. Her kim buraya gelir, onlara selam verirse, onlar selamlarına icabet ederler. Kıyamete kadar da bu hal öyle devam edecek!”

Sahabe hiç unutmadı Musab’ı. Musab’ın şehadetinin üzerinden 30 sene geçmiş. Yer Kufe. Onu imana taşıyan Habbab b. Eret. Bir anda gözleri dolmuş:

“Ah Musab! Beraber çıktık bu yola. Allah’tan sevap ummak adına. Bizler de sevaba eriştik, sende sevaba eriştin. Ama Allah bize sevabın meyvesini bu dünyada tattırdı. Sen gül devrini göremeden gittin. Hiçbir şey görmeden gittin. Çok iyi biliyorum ki, sen benden daha hayırlısın. Ah Musab!” deyip, inleyecek.

Bir iftar vaktidir, Abdurrahman İbn Avf’ın önüne bir tepsi getirilir, içinde hurma mı ne varsa.. ağzına hurmayı götürmeden hıçkırıklarla ağlamaya başlar. Hanımı sorar:

“Ey Abdurrahman! Ne oldu?”

“Bizde çıktık aynı yola, Musab da çıktı. Musab hiçbir şey görmeden gitti. Ama baksana Allah bunca nimeti önümüze serdi. Korkarım ki, biz dünyada yaptıklarımızın karşılığını alacağız da, ahrete bişey kalmayacak!”

Bunu diyen Aşere-i Mübeşşere’den Abdurrahman İbn Avf’tır. Cennetle müjdelenmiş, Rasulullah’ın diliyle bu müjdeyi duymuş birisidir. Ama sahabenin büyüklüğü burada anlaşılıyor.

1- Bu zaman dilimlerinin Mus’ab’ı olmak istiyorsan; feda etmeyi, sürekli vermeyi, gözden çıkarmayı ve kurban olmayı hayatının esası kılmalısın. Küçük şeyleri feda edemeyen, büyük karşılıklara nasıl ulaşabilsin ki?

Musab’ı Musab yapan buydu değil mi? Anayı bile feda etti. Serveti feda etti, güzelliği feda etti. Asaleti feda etti, Mekke’deki hayatını feda etti. Neyi varsa, hepsini feda etti. Ettiği için Musab oldu! Seninde neyin varsa, benimde neyim varsa, verebilirsek eğer risalet davası adına inanın ki Musabız! Musab’ın yolundayız.

2- Bu toprakların Mus’ab’ı olmak istiyorsan, buraları Habeşistan olarak değil, Yesrib olarak görmek zorundasın. Ölmek için değil de, dönmek için bir yerde bulunursan, orayı nasıl yeşertebilirsin ki?

Öğrencisin burada, imamsın burada, tüccarsın burada. Sesimizi şuanda dünya duyuyor. Avrupa’daki kardeşlerime söylüyorum, Amerika’daki kardeşlerime söylüyorum: aş için, eş için oralardasınız. Nerede olursanız olun, bulunduğunuz yerde dönmek için değil de, ölmek için bulunmazsanız, orayı yeşertemezsiniz. Eğer sen bulunduğun yeri Habeşistan olarak görürsen, hiçbir netice elde edemezsin. Nerede olursan ol, orayı Yesrib olarak bil. Ve kendini Musab olarak bil! Ek toprağa tohumu, mahsule de bakma, mahsule Müslüman bakmaz, o Allah’ın işi. Bizden istenen toprağa tohum ekmek. Mahsul sonraki iş. Ama bil ki, ihlasla ekilen tohumu Allah asla zayi etmez.

3- Bu ortamların Mus’ab’ı olmak istiyorsan, söz adamı değil, hal adamı olmak durumundasın. Yaşantın tebliğ etmiyorsa, sana bakan İslam’ı sende görmüyorsa, imanın tadını senden alamıyorsa, nasıl başkalarını diriltebilirsin ki?

Diriltmenin yolu budur. Siz tebliğin sadece dil ile olduğunu mu zannediyorsunuz? O işin bir aracı. Asıl tebliğ hal iledir. Musab İbn Ümeyr söz ile Ebu Rumi’yi kardeşini kazanmadı, hal ile kazandı. Medine’de de binlerin yüreğine hal ile tebliğ etti. Halin tebliğ ediyorsa, sözü zayi etme. Halin tebliğ etmiyorsa, konuşsan da söz zayi olmuştur. Allah muhafaza etsin.

4- Bu zeminlerin Mus’ab’ı olmak istiyorsan, sözün gücüne inanarak, medenileri ikna söz iledir ilkesini unutmamalısın. Hatib olarak kendini, muhatap olarak karşındakini iyice tanımalı, hitap olarak sözlerini güzel seçmelisin. Bunlara dikkat etmezsen, nasıl tebliğ ve davet yapabilirsin ki?

İşin yolu bu. Hitap, Hatib, Muhatab. Bir yerde tebliğin olabilmesi için hatip sensin, konuşansın. Kendini tanıyor musun? Tanıyorsan, işin birinci basamağını geçtin. 2.’si Muhatab. Muhtablarını tanıyor musun? Nedirler, sosyal hayatları nasıldır? Hassasiyetleri nelerdir? Kültürleri nelerdir? Neyi ben öne alırsam, iyi yaparım? Neyi gride bırakırsam, eksik bırakırım? Bunları biliyor musun? Hitabını da buna göre ayarlıyor musun? Eğer bunu yaparsan, Allah’ın izniyle etkin Musab’ın etkisidir.

5- Bu güzel davanın Mus’ab’ı olmak istiyorsan, zor bir işe talip olduğunu hatırından çıkarmamalısın. Dava risaletin davasıdır; bu davada bedel ödemek var, hicret etmek var, karşılığını burada beklemeden toprağa tohum ekme sorumluluğu var, sevdiğini iddia ettiğin kimselerin kefareti olarak kılıçlar altında doğranmak var. Bunları göze almazsan nasıl Mus’abla aynı davanın mensubu olabilirsin ki?

Sende o davaya mensupsun. O davanın adamı olduğunu söylüyorsun. O halde bu davanın zor bir dava olduğunu unutmamalısın. Var mı bütün bunlar? Var. Hicret var, bedel ödemek var. Musab gibi kefaret olmak var. Öyleyse dikkat et. Bunları göze alamazsan, Musab ile aynı davanın mensubu nasıl olabilirsin ki? Bunları göze alabilecek kadar Allah önce bana iman versin, sonra da sizlere versin. Önce bana ihlas versin, sonra da size versin. Sonra hepimizi 1400 küsür sene sonra gelsek bile Musab’ın yolunda yürütsün. Küçüklüğümüzü biliyoruz, evet gerçekten biz kaç paralık adamlar olduğumuzu çok iyi biliyoruz. Ama bildiğimiz bir hakikat daha var ki, nefis her şeyden edna; hizmet, iman ettiğimiz dava her şeyden alâdır. O iman ettiğimiz ve mensub olduğumuz risaletin davası adına çok büyük işlere, çok büyük davalara mensub olduğumuzu unutmamalıyız.

Allah haytaımızın sonuna kadar yollarımızı Musab’ın yolu kılsın. Bugün nasıl İzmir’de bizi Musab’ın adına kurulmuş bir sofrada, bir mecliste topladıysa, yarın Cennette’de onun ev sahibi olacağı o sofrada bizleri toplasın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.