Günahları Neden Bu Kadar Hafife Alır Olduk Ki

0
482
Günahları Neden Bu Kadar Hafife Alır Olduk Ki

Günahları Neden Bu Kadar Hafife Alır Olduk Ki

Günümüzde günahların artık haya perdesi çiğnenerek ulu orta yapıldığı, yapılırken önemsenmediği ve hatta küçük görüldüğü alaya alındığı malumunuzdur. Ve bunun yanı sıra da, yapılan ibadetlerin fazla abartıldığını düşünen bir kesim var. Hatta bu kesim oldukça çoğunlukta. Bu abartıyı neye göre abartı sayabiliriz? Kuran ve Sünnette yapılması istenen şeyler bellidir. Ancak buna fazladan kendi hükümlerimizle bid’at işler  ilave yapacak olursak, abartmış sayılırız hatta günaha girmiş sayılırız. Bahsettiğimiz bu misalden farklıdır.

Misalen, bir ailenin evinde televizyon olmaması, 5 vakit namazını kılan insanlar tarafından bile garipsenmektedir. Niye bu tavır? Allah harama bakma diyor, bakıyorsun. Allah Teala iyiliği emret; kötülükten nehyet diyor. Sen bunları zaten yapmıyorsun birde üstüne üstlük kötülüğün, çirkinliğin, fuhşuyatın yayılmasını sağlıyorsun o çirkin dizileri izleyerek, Allah Teala’nın ‘Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar olan Cehennemden koruyun’ emrine muhalif olarak, bilakis Cehennem’e itiyorsun. Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) bir günü diğeriyle aynı olan ziyandadır diyor. Sen ise her gün uyuşturulmuş bir beyinle aynı dizileri, filmleri, programları izlemekten geri kalmıyorsun. Kendini geliştirmek adına tek bir adım atmıyorsun. Açıp bir kitap dahi okumaya halin kalmıyor. Nerede kaldı ilim öğrenmek?

Yine Efendimiz (aleyhissalatu vesselam);

İnsanlar iki şeyin kıymetini bilmezler. Bunlar; sağlık ve boş vakit‘ diyor. Sen gününün neredeyse 24 saatini -izlenmese dahi açık olan- televizyonla heba ediyorsun. Yine bir başka hadisi şerifte; ‘Herkes pişman olacak. Muhakkak Cehennemdekiler niye salih amel işleyip Cennet ehlinden olamadık diye, Cennettekiler de niye salih amellerimizi arttırıp daha yüksek bir dereceye kavuşamadık‘ diye.

Şimdi sorarım; dünyalık nimetlere doymayan, açgözlü insanoğlunun ahireti için yaptığı küçücük bir ameli yeterli görmesi, şeytanın onunla oynadığının, onunda ne yazık ki buna kandığının göstergesi değil de nedir?

Televizyon; aylak, şuuru iğdiş edilmiş,hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icad edilmiş bir nevi afyondur…  der Cemil Meriç! Aksini iddia eden var mı? Bugün televizyonda her gördüğünü onaylayan, televizyonun benimsettirmek istediğini gözü kapalı alan ve bunun yüzündendir ki günahları bile normal sayan bir millet olmadık mı? Bu vahim durum istisnasız hepimizi düşündürmelidir.

Şeytanın ordusu televizyonun dolayısıyla bunun arka planındaki gizli güçlerin bizi; tv izlemekten uyuşmuş, bırak cihadı kalkıp namaz kılmaya dahi mecali olmayan, onların yönettiği ve istediği şekilde düşünmeye mecbur bırakan, asalak, gözleri ve gönlü harama bakmaktan kararmış, zikirsiz, fikirsiz, şuursuz bir Müslüman!.. Etmeye çalıştığını görmüyor musun ey kardeşim? Ne zaman uyanacaksın bu gaflet uykundan?

Allah’ın O’nun yarattıklarını izlemek, tefekkür etmek için verdiği gözlere televizyonda çıkan haramlara bakarak nankörlük etmektir bu! Allah’ın vermiş olduğu aklı, fikri, zikri heba etmek değil de nedir? Allah’a hesabı nasıl verilecek bunca hadsizliğin, şükürsüzlüğün, nankörlüğün? Günahlar normalleştiriliyor. Dinin emirleri hafife alınıyor. Efendimiz’in hadisleri hafife alınıyor. Ümmeti Muhammed de durmuş öylece izliyor. Bize aşırı gidiyorsun diyenlerin kendileri Allah’ın emirlerini çok hafife alıyor şüphesiz. Ve aslında aşırı gidiyorsunuz diyenler bunu Allah ve Resulü için diyor! Evvela ilim ey kardeşler. Bilsek böyle mi olurduk? İmanımız kuvvetli bir iman olsaydı da üzerine ilmi inşa etseydik böyle mi olurduk?

Şu hadise kulak verin;

“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da tebrie etmiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah’ın koruluğu da haramlarıdır. Haberiniz olsun, cesette bir et parçası var ki, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Haberiniz olsun bu et parçası kalptir.” (Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599))

Evet bu hadisi şerif hepimize ders niteliğindedir. Allah’a ve Resulüne inanan, iman eden her kişi bunu böyle anlamak ve yaşamak zorundadır. Harama giden yolları tamamen kapatır dinimiz. Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene bak der.

Ashabın Günahlar Karşısındaki Görüşü

Ashabı kiramdan Enes b. Malik radiyallahu anh, Peygamber aleyhisselam dönemi ile kendisinin yaşlılık dönemi arasındaki yüz yıla yakın bir zamanda ortaya çıkan günaha karşı gevşeklik anlayışını şu sözleriyle izah etmektedir:

Siz bazı işler yapıyorsunuz ve o yaptıklarınızı gözünüzde kıldan daha ince görüyorsunuz. Halbuki biz, Peygamber aleyhisselam zamanında onları büyük günahlardan sayardık.

Ya aynı sahabe efendimiz şimdi bizleri görseydi ne derdi halimize?.. Günahı günah olarak bilmedik, önümüze ne konarsa şeksiz şüphesiz kabul ettik. Halbuki Müslüman farklıydı, Müslüman yediğinin helal mi haram mı olduğuna bakardı. Bilirdi ki bedenine giren bir lokma haramsa eğer, o sadece bedeninde kalmaz, ruhunu da harab ederdi.

Gözlerimizi, gönüllerimizi Kuranla yeşertmedik.

Ruhumuzu namaz ile doyurmadık. Böyle yapılsa idi o gönüllere iman tohumu ekilecek. Her öğrendi bilgi onun ilmini, irfanını arttıracaktı. Onda yeni yeni ufuklar açacak ve Ümmete umut olacaktı. Bilemedik. Sahabe-i Kiramın yolunu tutmadık. Onları, hayatlarını birer menkıbe dinler gibi dinledik. Bunun yerine kendimize batının sahte kahramanlarını rol model edindik. Oysa bizim ufukları aşan, gönülleri rızaullah aşkı ile dolan büyüklerimiz vardı model alacağımız. Batılılar gibi giyindik. Halbuki bir Müslümanın giyimi kafirlere benzememeliydi! Öyle diyordu ya Resulullah. Ne çabuk unuttuk?

Onların kültürünü aldık. Onların sevdiklerini sevmeye başladık. Oysa yine gözden kaçırdığımız bir konu vardı, unuttuk’ Kimi severse kişi ahirette de onunla birlikte olacaktı…’  Müzik dinler olduk, türlü çalgı aletleri ve sözleri hep müstehcen içerikli… Sonrada fetvasını sorar olduk. Daha kötüsü ise, kendimize göre fetva arar olduk. Allahu Teala, Kuranda faiz yiyenleri kendine ve Resulüne savaş açmıştır diye nitelerken, reklamların aldatıcı güzelliklerine kanıp! Faizin içine dalar olduk…

Boyumuzu aşan borçlar altına girdik, faizi de cabası! Halbuki bizim inandığımız Peygamber uzun emeli yasaklamıştı. Biz ise dünyaya kazık çakmaya geldik sanki! Sanki dünya ebedi, ahiret fani…Bunların hesabını vermeyeceğiz sanki! Öyle rahatız çünkü, öyle geniş…  Velhasıl Allah’ın sınırlarını bilmeyince sınırları haddimiz olmadan aşar olduk kardeşlerim. Son bir söz ile yazımın sonunu getireyim;

Düşünün ki…

Şuan Efendimiz evinize gelse, neleri ortadan kaldırmak isterdiniz. Neleri görmesini istemezdiniz evinizde? Cevabınız eğer haya duyacağınız bir cevap ise günlük hayatınızda da öyle davranın. Çünkü sizi her şeyden evvel her an gören bir Rabbiniz var. O ki şah damarınızdan daha yakın olan bir Rab!

(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…”

(Al-i İmran / 31)

“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)

Ki (Allah), size işlerinizi düzeltsin ve sizin için günahlarınızı bağışlasın! Ve kim Allah’a ve Resûlüne itâat ederse, o takdirde gerçekten büyük bir kurtuluşa ermiş olur.

Velhamdülillahi Rabbil Alemin.

İlginizi Çekebilir: Peygamberimizin Cennetteki Komşusu

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.