Ey Evlat! Al Bu Senin Ata Mirasın!

1
570
Ey Evlat! Al Bu Senin Ata Mirasın!

Bir millet ve devlet düşünün ki; Yıllar boyunca üç kıtaya Din-i Mübîn’in çektiği sınır ve şemallerle adalet terazisinden sapmamış, yaptığı her işi Hatemu-l’Enbiya, Seyyidu-l’Kevneyn, Fahri Kainat olan Rasulullah (sav)’in aşkıyla yapmış olsun… Evet, O devlet Osmanlı idi. Her döneminde birer izzet bulunan, her padişahında Peygamber Efendimize ayrı ayrı sevgisi olan bir milletir Osmanlı. İşte o mübareklerin Rasul sevgisi:

 

OSMAN GAZİ
  • Osman Gazi’ye ‘Devlet’ müjdesi, Şeyh Edebali’nin evindeki Kur’an-ı Kerim’e gösterdiği saygı üzerine gördüğü rüyayla verilmişti.

 

YILDIRIM BEYAZID HAN
  • İlk defa Mekke ve Medine’nin fukarasına Sürre gönderildi.

 

  • Peygamber Efendimiz’in müjdelediği komutan olabilmek için İstanbul’u kuşatan ilk Osmanlı padişahıdır.

 

  • İlk olarak Sâdât Nikâbeti‘ni kurmuştur. (Seyyid [Hüseyin (r.a)] ve Şeriflerin [Hasan (r.a)] şecerelerini çıkarıp kaydetmek ve her türlü hizmetlerini görmek amacıyla “Nâkibü’l Eşraflık” müessesesidir) Mayıs 1400 tarihinde tesis edilmiştir. İlk Nakîbü-l’Eşrâf da Seyyid Ali Nata b. Muhammed olmuştur.)

 

ÇELEBİ MEHMED
  • Mekke ve Medine’ye sürre gönderilme âdetini resmileştirdi.1413 târihinde gerçekleştirilen ilk resmî sürre alayında Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’ye 14 bin altın gönderilmiştir.

 

II.MURAD
  • Peygamber Efendimiz’in müjdesine mazhar olabilmek için 2.kez İstanbul’u kuşattı.

 

  • Oğlu Fatih’in doğarken sabaha kadar uyumamış, Kur’an-ı Kerim okumuş ve doğacak çocuğun müjdesini beklemişti. Muhammed Suresi’ni bitirip tam Fetih Suresi’ni okuyacakken “Sultanım! Müjdeler olsun bir oğlunuz oldu” denildi. Sultan Murad “Elhamdülillah ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedi açtı” dedi ve oğlunun adını Mehmed koydu.

 

  • Her üç gecede bir Peygamber’i rüyasında görür, eğer göremezse kendisini bir odaya hapsedip sabahtan akşama kadar ağlardı ve mübarek isimleri her geçtiğinde ayağa kalkardı.

 

  • Vasiyeti olarak “Saruhan vilâyetinde bulunan malımın üçte biriniden 10.000 altın ayrılarak; 3.500 altını Mekke fukarasına, 3.500 altını Medine fukarasına (Kâbe ve Hatim arasında toplanarak Kelime-i Tevhidi zikredip, defalarca Kur’ân okuyup sevabını vasiyet sahibine ita edenlere) olmak üzere dağıtınız. 500’ü Medîne-i Münevvere’de Mescid-i Şerîf’de Türbe-i Mutahhara’ya karşı 70.000 kere Kelime-i Tevhîd getirenler ile Kur’ân-ı Kerîm hatmedecek olanlara yettiği kadar dağıtıla. 2.500’ü Mescid-i Aksa’da ve Kubbe-i Sahrâ’da 70.000 kere Kelime-i Tevhidi zikredenlere ve defalarca Kur’ân okuyanlara harcansın.”

 

FATİH SULTAN MEHMED HAN                                                                                     
  • Rumeli Hisarı’na, Peygamberimizin ismini Arapça yazılışına göre inşa etmiştir.

 

  • İstanbul’u Peygamberimizin aşkına (bir hadisinin ışığında) fethetti.

 

  • Fetih sonrası kendisine bir saray yaptırması gerektiğini söyleyenlere, Eba Eyyub el-Ensari (r.a)’yı kast ederek;

-“O güzel Peygamberin mihmandarını bulup, ona bir türbe yaptırmadan kendime bir saray yaptırmaya hayâ ederim” dedi ve Akşemseddin, Eba Eyyub el-Ensari (r.a)’nın kabrini bulur bulmaz, oraya koştu ve kılıcını onun huzurunda kuşandı. Sünnete bağlı kalacağına yemin etti.

 

  • Sırf Rasulullah (sav)’e sevgisinden dolayı “Kanımla yükselecekse Rasulullah (sav)’in dini, alın kılıçla doğrayın beni”, “Zaferin sırrı Peygamber (sav)’in izini takip etmektir.” diyen bir padişahtır.

 

II.BEYAZID
  • Peygamber Efendimizin “Allah yolunda tozlanan kulun tozları ile cehennem dumanı katiyyen bir araya gelmez.” hadis-i şerifini hayatının ölçüsü yapmış ve seferlerde üzerine yapışan tozları toplattırmıştı. Bu tozları vefatından sonra kabrine, başının altına konulmasını vasiyet etmişti.

 

  • Dedesi Fatih Sultan Mehmed bir ara kaldırdığı Sâdât Nikâbeti‘ni yeniden oluşturulmuştur. Savaşlarda, padişahla birlikte Nâkibü’l Eşraf da sefere katılır, dönene kadar mâiyetindeki bütün Seyyid ve Şerifler, tekbir ve salavat getirirlerdi ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sancağı dibinde yürümüştür.

 

  • Bir gün Bayezid Han yakın dostu olan Hak âşığı Baba Yusuf’u Hacca uğurlamak için ayağına kadar gider. Bir miktar altın verir ve “Bu, elimle çalışarak kazandığım helâl kazançtır. Bu altınları Ravza-i Tahira’nın kandilleri için ayırdım. Allah Resulü’nün huzuruna varınca: “Ey Allah’ın Rasulü! Günahkâr kul Beyazıd’ın selâmı var. Bu altınları türbenin kandillerine yağ alınması için gönderdi, kabul buyurunuz” diye söylemesini tembih eder.

 

YAVUZ SULTAN SELİM HAN
  • Mısır’ın alınmasından sonra Yavuz Sultan Selim adına hutbe okunur. Adet üzere hatip hutbede halifenin adıyla birlikte “Hakimü-l’Haremeyni-ş’Şerifeyn” sıfatını kullandığında Yavuz Sultan Selim itiraz eder ve “Hadimül Haremeyni’ş-Şerifeyn” denilmesini ister.

 

  • Kabe’nin avlusunu süpürttüğü tavus kuşu tüylerinden birini “Hicaz’ın hizmetkarıyım” anlamında hayatının sonuna kadar sorgucunda taşımıştı.

 

  • Peygamber Efendimiz (sav)’in Miraç hadisesinin olduğu Ümmü Hani annemizin evinin bulunduğu yere, kaybolmaması için kırmızı granitten bir sütun yerleştirdi. Bu sütun Rukn-ü Yemeni’nin karşısına gelen köşenin yakınındadır.

 

  • Mısır seferi öncesinde bu sefere Müslümanların ne tepki vereceği, daha da önemlisi Peygamber Efendimiz’in bu seferden hoşnut olup olmayacağı konusu hakkında endişe etmiştir. İşte bu dönemde Sarayın Kapı Ağası Hasan Ağa’nın görüdüğü bir rüya Yavuz Sultan Selim’i rahatlatır. Rüyayı anlatan Hasan Ağa’ya mübârek yüzü kızarmış ve gözlerinden sevinç yaşları boşalarak:

-“Ey Hasan Can! Sana demez miyiz ki; Biz bir tarafa me’mûr olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecdâdımızdan evliyâlıktan nasîbini alanlar vardır. Her birinin nice kerâmetleri vardır.” dedi. Meğerki Sultan da, o gece aynı rü’yâyı görmüştür. Bu mânevî işâretlerle takviye edilen sefer hazırlıklarına başlandı. Sefer sırasında çöl geçilirken Yavuz Sultan Selim atından iner ve tarif edilmesi zor bir tevazu ve edeple yürür. Onunla beraber orduda attan iner ve yürür. Bu sırada Hasan Ağa;

-“Hünkârım neden yürüyorsunuz?” der. Gözlerini bir noktaya diken padişah sessizce cevap verir:

-“Görmüyor musunuz Kâinatın Efendisi önümüzde yürüyor.”

 

  • Mısır seferi sonrası mübârek ve mukaddes emânetleri İstanbul’a getirdi. Emanetler Topkapı Sarayı’nda özel bir hücreye konuldu ve burada 24 saat kesintisiz Kur’ân-ı Kerîm okunması için otuz dokuz hafız görevlendirilmiş ve kırkıncı hafız “Elfakir Selim” olarak da listeye kendini yazdırmıştı. İlk Kur’ân-ı Kerîm’i okuyan da kendisi oldu. Kendine ‘fakir’ diyen kişi; Hem Osmanlı padişahı, hem Doğu Roma imparatoru hem de emir-el mü’minindi (Mü’minlerin Emiri). Tam 404 sene bu adet devam ediyor ve 1924 yılında çıkan bir karar ile yasaklanır. Daha sonra Turgut Özal 1991’de bunu öğrenince bu adete devam edilmesini emreder.

 

  • Mısır’ın Fethetmesine rağmen Mekke ve Medine’ye Osmanlı Bayrağı çektirtmedi. Nedeni ise bir zamanlar Peygamber Efendimiz’in sancağının dalgalandığı yerde başka bayrakların dalgalanmasını uygun görmemesiydi. Bunun üzerine Hicaz’ın idaresinde bulunan Mekke Emiri Şerif Berekat, Emanât-ı Mübareke’yi oğlu ile Yavuz’a gönderdi ve Osmanlı Devleti’ne bağlılığını bildirdi. Asırlar sonra diplomatik sebeplerle Sultan Abdülaziz zamanında Medine’ye ve Abdülhamid zamanında ise Mekke’ye Osmanlı Bayrağı çekildi. Osmanlı’nın sonuna kadar Hicaz’ın yönetimi Hz.Peygamber’in soyundan gelenlerdeydi. İstanbul’dan gönderilen görevliler “Vali” değil “Muhafız” unvanını kullandılar.

 

  • Haremeyn’e Fâtih döneminde ganimet malından tahsis edilen 000 altını 200.000 altına çıkartmıştır.

 

  • Sırf Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisinin mucizesini gözüyle görmek için 8 sene hizmet eden Hıristiyan hizmetçisini azat etmiştir.

 

  • Çok okumaktan gözleri bozulan ve gözlük takan ilk padişahtır. Günlük 6 saat aralıksız Kur’an okurmuş.

 

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN HAN
  • Rüyasında Peygamber Efendimiz (sav)’i gördüğü ve kendisine: “Belgrad, Rodos ve Bağdat kalelerini fethedesin! Sonra da benim şehrimi imâr edesin!” Bunun üzerine Oğlu II.Selim’e hemen Harem-i Şerif’in imar ve ıslahını emretti. Yapımı esnasında 4 mezhep müftülerine birer duşhane ve Medrese bina ettirdi. Geliri servetinden olmasıyla hacılar için su getirecek bir vakıf kurdurttu.

 

III.MURAD
  • Mescid-i Nebevi’ye bugün kullanılan minberi inşa ettirdi.

 

III.MEHMED
  • Eğri Seferi’ne giderken, Hırkâ-i Saadeti de yanına almış ve bir an bozgun durumu baş gösterince, Vakânüvis Hoca Saadeddin Efendi’nin “Pâdişahım, siz gibi Âl-i Osman Sultanı, Peygamber Efendimiz yolunda halife olduktan gayrı, Hırkâ-i Saadet’i böyle anda giymek, Hak Teâlâ’ya dualar eylemek elbet münasibtir!” sözü üzerine tekbirlerle Hırkâ-i Saadet’i giyerek, manevi bir kuvvetle zafere ulaşmıştır.

 

  • Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek isimleri her işittiğinde ayağa kalkardı.

 

I.AHMED
  • Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek Kadem-i Şerif’inin şeklini bir tahta parçasına nakşettirmiştirve Sorgucunun içine koydurmuştur. Sorgucu Cuma ve bayram günlerinde hilafet sarığına takmıştır. Üzerine ise şu dörtlüğü yazdırmıştır:

 

N’ola tâcum gibi başımda götürsem daim (Her zaman başımda taç gibi taşısam)

Kadem-i nakşını ol hazret’i şah-ı Resul’ün (Peygamber (sav)’in ayak resmini)

Gül-i gülzar-ı nübüvvet O kadem sahibidür (Gül yanaklı Peygamberimiz (sav)’in ayak izidir o)

Ahmedâ durma yüzün sür kademine ol gülün (Ahmed durma hemen yüzünü sür o gülün ayağına)

 

  • Mescid-i Nebevi’ye yedinci minareyi ekletmeden kendi adını taşıyan altı minareli camiini yaptırmadı (Sultanahmet Camii).
  • Beytullah’ın ve Hücre-i Saadetin perdeleri Mısır’da dokunurdu. Sultan Ahmed Han, kendi zamanında bunları İstanbul’da dokutup saygı ile göndermiştir.
IV.MURAD
  • Kabe’nin ilk yapımından itibaren ihtilaflarıyla birlikte en meşhur görüşe göre 11.defa Osmanlı Sultanı IV.Murad devrinde temelden yıkılıp yapılmıştır ve 95 kapısı olan Mescid-i Haram’ın kapılarından birisine Sultan Murad’ın ismi verildi. Kısaca Kabe-i Muazzama bir Osmanlı eseridir.

 

  • Padişah Bağdat Seferi’ni yaparken, rüyasında Peygamber Efendimizi (sav)’i görür. Efendimiz ondan Kâbe’ye yeni bir anahtar yaptırıp, eski anahtarı salih bir insanla Murat’a göndermesini ve bu anahtarla hangi savaşa katılırsa o savaştan muzaffer çıkacağını bildirir. Şerif bir mektup yazar ve anahtarla birlikte İstanbul’a doğru yola çıkar ancak yerine ulaşamaz. Kayıp anahtar, 200 yıl sonra Edirne’de yapılan bir onarım esnasında, eski bir dolaptaki sandığın içinden mektup ve Kâbe’nin anahtarı çıkar. İstanbul’a bildirilir ve hemen İstanbul’a getirilir. Yola çıktıktan 200 yıl sonra Kâbe anahtarı ve mektup emanetlere katılır. Neden ulaşmadığı meçhul ama hem Şerif’in mektubu hem de bulanın mektubu arşivlerde mevcut.

 

III.AHMED
  • Eyüp Sultan Türbesi’ndeki cülus merasimlerinde, Şeyhülislâm ile beraber hürmet olarak Nâkibü-l’Eşraf’dan (Seyyid ve Şeriflerin şecerelerini kayıt altına alan hizmet kurumu) kılıç kuşanmıştır.

 

I.MAHMUD
  • Eyüp Sultan Türbesi’ndeki cülus merasimlerinde, Şeyhülislâm ile beraber hürmet olarak Nâkibü-l’Eşraf‘dan (Seyyid ve Şeriflerin şecerelerini kayıt altına alan hizmet kurumu) kılıç kuşanmıştır.

 

  • Haremeyn-i Şerîfeyn’e altundan şamdanlar ve kristal avizeler hediye etmiş
 III.MUSTAFA
  • Eyüp Sultan Türbesi’ndeki cülus merasimlerinde, Şeyhülislâm ile beraber hürmet olarak Nâkibü-l’Eşraf’dan (Seyyid ve Şeriflerin şecerelerini kayıt altına alan hizmet kurumu) kılıç kuşanmıştır.

 

  • Haremeyn’de Kur’an ve Delâilü-l’Hayrât okunması için maaşlı görevliler tâyin etti.
I.ABDULHAMİD
  • Zemzem Kuyusu üzerineki çeşme ve sebili yenileyerek mermerden yaptırdı. Makâm-ı İbrâhimi ve Şâfiî Makâmı’nı tâmir ettirdi. Medine-i Münevvere’ye bir medrese yaptırmış ve Bâbü-l’Umre üzerindeki minâreyi de yeni baştan yaptırdı. Kâbe’yi korumak maksadıyla Ecyad Kalesi’ni yaptırdı.

 

  • Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Saâdet’in Sandığı’nı yenilettirdi. Şam’da bulunan Kademeyn-i Şerîfeyn’i İstanbul’a getirterek, teberrüken Bahçekapı’daki türbesine koydurdu. Hırka-i Şerîf ziyâreti için bir oda yaptırdı.

 

  • Efendimiz’e yazdığı kaside “Kasîdetü-l’Hücreti-n’Nebeviyyeti-ş’Şerîfe” veya “Hücre-i Nebî Kasîdesi” olarak bilinir.
 II.MAHMUD
  • Kubbe-i Hadra’nın yenilenmesi gerekti. İstanbul’dan işinin ehli mimar ve ustalar gönderdi. Peygamber Efendimiz (sav)’in rûhâniyetini rahatsız etmemek için gürültü çıkarmasın diye çekiçlerine keçe bağladılar ve vazîfe alan ustalar, her taşı abdestli olarak ve besmele ile yerine koydular. Başmühendis yüksek sesle “Ya Allah Bismillah” diye besmele çektiğinde, iş başı yapılacak, ustalara tuğla lazım olduğunda “Sübhanallah” harç lazım olduğunda “Allahu Ekber” keser, çekiç, mala ve benzeri alet istemenin karşılığı “Lailâhe illallah” susadıklarında “Elhamdülillah” İşte şanlı ecdadımız Kubbe-i Hadrâ böyle bir zikir meclisi rûhâniyeti içinde, büyük bir tâzîm ve hürmetle bu şekilde hiçbir dünya kelamı konuşmadan, imar ve inşasını tamamlamışlardır.

 

  • Peygamber’e olan sevgisinin bir alameti olarak kubbe ile kaplı mescidin güneydoğu tarafına Ravza-i Mutahhara inşasını tamamladı. Kubbe 1839 da yeşile boyandı ve o günden itibaren Kubbe-i Hadra (Yeşil Kubbe) olarak bilinir. 1820 de patlak veren Vehhabi İsyanı’nda yıkılan bütün eserleri yeniden inşa ve ihyâ etmiştir. Bu münasebetle, Hücre-i Saâdet’e hediye ettiği şamdanla birlikte gönderdiği şiir, onun Resûlullah’a hürmet ve muhabbetinin beliğ bir vesikasıdır:

 

Şamdan ihdâya eyledim cüret yâ Resûlallah!

Murâdımdır Ulyâya hizmet, yâ Resûlallah!

Dü-âlemde kıl istishâb hân-ı Mahmûd-i adlîyi,

Senindir evvel ve âhirde devlet yâ Resûlallah!

ABDULMECİD HAN
  • Kıymetli levhalar, avizeler, kitaplar ve çeşitli sanat eserlerini hazırlatıp Haremeyn’e göndereceği sırada, bir levhada “Şah-ı şahan-ı cihan (Cihan Padişahı) Abdülmecid” yazısını görünce, hemen müdahale ederek; “Çâker-i Fahr-i Resul Abdulmecid (Resulullah’ın kölesi Abdülmecid)” ibaresini yazdırdı ve “Ben kimim ki Sultanu’l Enbiya Efendimiz Hazretlerinin Tahtgah-ı Risalet Penahileri’nde böyle evsaf ile yâd olunayım?”dedi.

 

  • Mescid-i Nebevi’nin kapısını değiştirdi ve yeni altın kapısının üzerindeki gümüş tokmakta Ömer Abdülmecid yazdırdı.
ABDULAZİZ HAN
  • Medine-i Münevvere’den gelen bir dilekçe kendisine uzatıldığında, hasta yatağından fırlayarak: “Haremeyn’den, Allah Resûlu’nun komşularından gelen talepler, yatarak; edebe aykırı halde dinlenmez!” Ayrıca, Medine-i Münevvere postasının her gelişinde abdest tazelemiş; “Bunlarda Medine-i Münevvere’nin tozu var” dedikten ve alnına götürüp öptükten sonra okutmuştur.
 II.ABDULHAMİD HAN
  • Yaptığı ilk işlerden biri Kubbetu’l Hadra’nın üzerine 24 ayar som altından bir alem diktirmek olmuştur.

 

  • Hicaz Bölgesi ile bağları kuvvetlendirmek için Hicaz ve Bağdat Demiryolu yaptırdı. Projenin gerçekleşmesi için bizzat 000 lira bağışta bulunmuştur. Demiryolu Medine’ye 20 km yakınına gelindiğinde, Peygamber Efendimiz (sav) rahatsız olmamasın için Medine’nin merkezine kadar raylara keçe döşetti ve trenin yavaşça gitmesini emretti.

 

  • 1890 yılında “Marki de Bonnier” isimli bir kişinin Rasulullah (sav) hakkında bir tiyatro oyunu yazar ve Fransız Devlet Tiyatrosuna gönderir. Bunu duyan Abdulhamid HanO oyunu, tüm ülkedeki tiyatrolardan kaldırın! Yoksa sabah karşı duyacağınız tek ses İslam Ordusu’nun ayak sesleri olur” der. Ancak Bonnier de işin peşini bırakmaya niyetli değildir. Bu defa eserini Abdülhamid Han’ın diş giremeyeceğini tahmin ettiği İngiltere’de oynatmak ister. Yine Abdülhamid Han müdahale eder. Bonnier bu sefer şansını İngiltere Lordu değişince dener ve aynı sonuçla karşılaşır. Abdülhamid Han’nın bu tutumu karşısında Avrupa Devletlerinde, hatta İngiliz işgali altında bulunan Hindistan’da Peygamber Efen­dimiz (sav) ve Osmanlı padişahlarına yönelik bu tür hakaret içeren eserlerin sahnelenmemesi yolunda bir gelenek oluşur. Bir piyes için bile koca Alman İmparatoru II. Wilhelm’i bile devreye sokulduğuna bakılırsa onun bu işleri ne kadar ciddiye aldığı ve aldırdığı rahatlık­la anlaşılır. Hatta onun aleyhteki propagandalara son ver­mek için bir ara İngiltere’nin ünlü The Times Gazetesi’ni satın almaya dahi kalkıştığı söylenilir.

 

  • Abdulhamit Han öyle Rasulullah (sav) aşığıydı ki; Ordusundaki, babası vefat etmiş bir binbaşının görevden istifasını 3 kez reddetmesine rağmen, ısrarla azlini istemesi üzerine; “Git seni Azlettim” dediği ve Bu binbaşının rüyasında Rasulullah (sav)’i görüp, Rasulullah (sav)’in de binbaşıyı azlettiği bir padişahtı.

 

V.MEHMED (SULTAN REŞAD)
  • Devlet çöküş devrine girdiği halde ve Dünya Harbi’nde bile Sultan Reşad, yabancılardan borç almak pahasına ecdadından devraldığı bu harikulade geleneği (Sürre Alayı gönderme geleneği) kesintiye uğratmamıştır. Sultan Mehmed Vahdeddin şu sözü meşhurdur: “Ağabeyim Sultan Reşad bizim hanedan mensupları arasında en az dindar olanıydı, ama o ada Kur’an-ı Kerim’e sarılarak öldü.
VI.MEHMED VAHDEDDİN
  • Osmanlı tarih boyunca Devlet-i Âliyye, Devlet-i Osmaniye, Memalik-i Şahâne ve Diyar-ı Rum adları kullandı. Sultan Vahideddin Han tarafından “Devlet-i Âliyye-i Muhammediyye” olarak değiştirildi.

Amerika’nın devlet yönetim sistemine hayran kalıp “600 sene nasıl bu kadar iyi idare edilebilir ki? Nasıl bir devlet bu kadar dirayetli olur?” hayretlerine düşerek çözemediği bu bilmecenin tek bir cevabı vardır!

El-Cevab: Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve kaplerin süruru (Sevinci) Hateme-n’Nebi Muhammed Mustafa (sav)’in sevgisi ve muhabbetidir.

Bizler böyle bir dedelerin torunlarıyız. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi

 

“Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?”

Bize düşende bu mukaddes memaneti, mirası hakkıyla devralmaktır.

Selam ve Dua ile…

İlginizi Çekebilir: Eskiden Böyle Miydi?

 

1 Yorum

  1. Hayırlı günler, bizleri böyle güzel yazılarla aydınlattığınız için, genç nesilleri bilgilendirdiğiniz için sonsuz teşekkür ederiz. Allah kaleminize kuvvet versin. Sizin gibilerin sayısını artırsın. Gelecek nesiller adına umutluyuz.

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.