Ebû’d Derda’nın Hayatıyla Bize Öğrettiği 5 Hakikat

0
206
Ebû’d Derda’nın Hayatıyla Bize Öğrettiği 5 Hakikat

Asıl adı, Uveymir b. Amr ama künyesiyle o kadar meşhur olmuştur ki, adı unutulmuş ve Ebû’d-Derda diye anılmıştır. Medine’de doğmuş, dürüst ve işine aşık bir tüccardı. Onun için hep işi ön plandaydı. Öyle ki, ticaretten başka gözü hiçbir şeyi görmüyordu. Hicretin 2. Yılı Müslüman oldu. Ama  o iki yıl boyunca bir gün merak edip de, Mescidi Nebevi’ye yahut başka bir yere gelip de, Efendimiz (aleyhisselam)’i sormamıştı.

Arkadaşı Abdullah ibn. Revaha, ilk iman edenlerdendi. Ona ne kadar anlattıysa da bir türlü ikna edemedi. En son Bedir savaşına giderken son kez olsun anlatayım, ola ki dönemezsem, imansız bir şekilde ölmesin diye düşündü. Yanına gitti fakat, Ebû’d-Derda anlatmasına izin vermedi. Sen beni dinle, atalarının dininden yüz mü çeviriyorsun? Diyerek onu uyardı. İkisi de birbirlerini dinlemeyince Abdullah İbn. Revaha çıkıp gitti.

Savaştan dönüldü, bir müddet sonra tekrardan Ebû’d-Derda’nın kapısını çaldı. Misafir odasına beklemeye alındı. Baktı ki, evin bir köşesinde bir put. Sinirlendi, elinin tersiyle vurunca, tahtadan yapılmış o put dağıldı. O da dağılan her parçasını evin bir köşesine koydu ve gitti evden. Ebû’d-Derda gelip, bu manzarayı görünce sinirlendi. Onu bulmaya doğru giderken, Allah hidayet edecek ya… Düşünmeye başladı. Abdullah b.Revaha’nın ‘Bu cansız putlar seni nasıl koruyacak’ sözlerini..

Yüreğinde sorgulamaya başladı. Nihayet arkadaşını buldu ve ona ‘Sen haklıydın’ dedi. Kelime-i şehadet getirdi. Kucaklaştılar. Abdullah İbn. Revaha dedi ki; ‘Asıl sen şimdi benim kardeşim oldun’

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e getirir, tanıştırır. Ona İslam’ın hakikatlerini öğretir ve çok değil 3-5 sene sonra Efendimiz (Aleyhisselam) onun hakkında;

“Ümmetimin en abidi,

Ümmetimin en muttakisi,

Ümmetimin en hakimi Ebû’d-Derda’dır der.”

İlimde öyle bir noktaya gelir ki Ebu Zer onun hakkında; “Ne yer ne de gök O’ndan daha alimini görmedi” İnanılmaz bir ilmin sahibi ve ibadette de zirveleri zorlayan bir noktadadır.

O derdi ki; “Halkın hoşlanmadığı 3 şey var ki, ben onları severim:

-Fakirlik (Beni kibirden koruyup, mütevazı yaptığı için fakirliği severim)

-Hastalık (Günahlarıma kefaret olduğu için hastalığı severim)

-Ölüm (Rabbime kavuşmayı arzu ettiğimden ölümü severim)

Ve Ebu Derda bize tüm hayatıyla aslında şu 5 hakkı söyledi:
  1. İlmin Hakkı
  2. Muallimliğin Hakkı
  3. Talebeliğin Hakkı
  4. Dostluğun Hakkı
  5. Babalığın Hakkı
Bu beş hakkı biraz daha açalım:
  1. İlmin hakkı ameldir. Öğrendiklerin ile amel et ki, bilginin hamalı değil, sahibi olabilesin.
  2. Muallimliğin hakkı, merhamettir. Talim ve terbiyenin temeline merhameti yerleştir ki, adam gibi adam yetiştirebilesin.

Muallimlik konumundaki herkes kendisine şu soruyu sorsun:

Neden bugün yanımıza gelenler yarın yanımızdan dağılıp gidiyorlar.

Anne/babalar kendilerine şu soruyu sorsun:

20 yaşına gelene kadar yemeyip yedirdik, içmeyip içirdik, giymeyip giydirdik. Şimdi kızımızı/oğlumuzu evlendirdik. Düğünü olalı 1 hafta, 1 ay geçmemiş, oğlumuz/kızımız ortada yok.

Suç kimde? Sorsun herkes kendine. Neden talebelerimiz, evlatlarımız, akrabalarımız yanımızda değil? Sorarken de şunu sorgulasınlar;

Ben insanlarla iletişim kurarken, talebelerimle bağ kurarken, ilmi onlara aktarırken, Peygamber (aleyhisselam) gibi, sahabe gibi merhamet temelinde mi aktarıyorum, menfaat temelinde mi?

Eğer menfaat temelindeyse, niye dursun? Anne babalar şunu diyorsa eğer;

“Evladım! Şu işi yapma, beni kimseye mahcup etme! Alın size menfaat cümlesi.

“Evladım! Şu işi yapma, mahcup olma” de ki, merhamet temelinde iş yapasın.

Merhamet temelinde iş yapsaydın eğer, Hz. Peygamber (aleyhisselam) gibi davranırdın. Gözünden aziz bildiğin , arkandaki dağ olan Hamzayı öldüren Vahşi’ye bile mektup üzerine mektup yazardın. Ama menfaat üzerine yapsan, bugün gelir, yarın gider, sende hiç sormazsın.

Dolayısıyla Ebu’d-Derda’nın günahkara değil, günaha düşman olun diye talebelerine öğrettiği hakikat buydu. Muallimliğin hakkının merhamet olduğunu onlara öğretiyordu. İnşallah bizde duyanlardan oluruz.

  1. Talebeliğin hakkı istikrar ve azimdir. Kalbini, aklını, bedenini dağınıklıktan kurtar ki, basamakları birer birer çıkabilesin.

Ebû’d-Derda’nın sürekli yaptığı bir dua vardı: “Allah’ım! Kalbimin dağınıklığından Sana sığınırım!”

Senin aklın, kalbin dağılmış.Allah’ın hoşnut olmayacağı yüzlerce şey seyrediyorsun. Gözünü harama kısmıyorsun, o kadar haram şeyler duyuyorsun. Haram malzemeler senin hayatına öyle girmiş, öyle onlara alışmış, öyle ünsiyet kurmuşsun ki onlarla, artık onları işlerken, onları yaparken ızdırap bile duymuyorsun. E peki sen nasıl talebe olacaksın?

Talebelik, istikrar isteyen bir iş. Azim ister. İstikrar ve azim olmazsa, ilmin hakkı ödenmez, talebeliğin hakkı ödenmez. Ortaya sonuç da çıkmaz.

Eğer talebeliğin hakkını ödemek istiyorsan, bırak boş işleri. Kahvehaneler senin oturacak mekanın olamaz. Nargile salonları, internet kafeler, yol/sokak/cadde, televizyon karşısı… bunlar senin yerlerin olamaz. Eğer talebe olmak istiyorsan, kalbini ve aklını o dağınıklıktan kurtaracaksın. Büyük bir istikrar ve azimle ilmin arkasında olacaksın.

  1. Dostluğun hakkı sadakattir. Ne olursa olsun, dostuna el uzat ki, onu düştüğü yerden kaldırıp, Cennet’e beraberce yürüyebilesin.

Abdullah İbn. Revaha bunu yaptı değil mi? Ebû’d-Derda da o günden sonra bunu yaptı. Ebu Derda’nın hayatına bakın: Nice dostlarına el uzattı. Bakın şuanda da bize el uzatıyor. Şuanda da hayatıyla bizi bataklıktan çıkarma gayretini veriyor. Dostluğun hakkını yerine getiriyor. İstiyor musunuz dostluğun hakkını yerine getirmeyi;

Sizin eğer kurtulma gibi bir derdiniz varsa, Cennet gibi bir arzunuz varsa, Cehennem gibi bir korkunuz varsa, Allah’ın rızasını elde etmek gibi bir hedefiniz varsa; insanlara el uzatma gibi bir sorumluluğunuz var. Çünkü kurtulma derdi olanın kurtarma derdi olur. Derdiniz kurtulmak olduğu zaman, başkalarına da el uzatacaksınız. Başkalarını da oradan kurtarma adına gayret göstereceksiniz. Dostluğunda, arkadaşlığında, kardeşliğinde hakkı budur.

  1. Babalığın hakkı (Biz Ebu Derda’yı konuştuğumuz için babalığın hakkı diyorum. Analar bunu analığın hakkı olarak anlasın.) evlatlarının istikbali için yanmaktır. İstikbali; malda, soyda, güzellikte, şanda, şöhrette arama ki, yanlışa düşmeyesin.

Neden söylüyorum bunu? Ebu Derda’nın künyesinin sebebi Derda isimli kızıdır. Çok güzel, çok akıllı bir kız. Alime birisi. Babası alim, kızı alime. Şam Valisi Muaviye b. Ebu Süfyan bunu duymuş. Ebu Derda’nın böyle bir kızı var. Anında o kıza talip olmak için vesileleri zorlamış. En son kendi çıkıp gelmiş, o kıza talip olmuş. Ebu Derda yok demiş. Muaviye b. Ebu Süfyan gitmiş bir müddet sonra bir daha gelmiş. Babası anlamış ki, bu gidip gelecek. Hemen fakir ama Salih bir talebesini çağırmış, kızını ona vermiş. Muaviye tekrar gelince verdim kızımı demiş. Ona neden böyle yaptığı sorulunca demiş ki;

“Kızım Muaviye’nin evine gelin olarak gitseydi, önünde hizmetçiler, arkasında hizmetçiler olacaktı. Dünyasını koruyacaktı belki ama ahiretini kaybedecekti. Varsın bu dünyada önünde/arkasında hizmetçiler olmasın. Ama dünyasını kaybedip, ahiretini kazansın.”

Alın istikbali için yanan bir babanın feryadı. Oğlumuzu/kızımızı evlendirirken; kızımıza talip olarak gelenlere 40 tane şeye bakıp da, namazını en sona koyan babaların kulakları çınlasın.

Bir namaz vaktinde kızını istemeye gelenlere kapıyı açan babaların kulakları çınlasın.

Bunların altında biz eziliyoruz, ezilmeye devam ediyoruz ama ızdırabımız bu. Bugün istikbal deyince insanlar 40 tane şey hatırlıyorlar. Diploma bir istikbal, kariyer bir istikbal, ilim bir istikbal, makam/mevki bir istikbaldir. Ahiret en sondadır. Ama Ebu Derda bize onu öğretiyor. En öne ahreti al. Ahireti al ki, evlatlarının arkasından ağlamayasın, yanmayasın, öte tarafta dizlerine vurup da, ah ben nasıl onu yaptım demeyesin. Yanasın onların ahireti için yanasın ki; onları yakmayasın. Bize bunların hepsini söyledi.

Bir ömür yaşadı Ebu Derda. Hicretin 32. Yılı Şamda vefat döşeğinde. Etrafında dostları var. Hanımı Ebu Derda. 2 hanımı var, ikisininde künyesi aynı. İki oğlu/iki kızı var. Hepsi etrafında. Dostlarından biri diyor ki (Bir ızdırap ifadesi var yüzünde Ebu Derda’nın);

“-Ey Ebu Derda! Neye yanıyorsun, neye ızdırabın var?”

“-Günahlarımdan o kadar şikayetçiyim ki, Allah’a vereceğim hesabın ızdırabı içerisindeyim.”

“-Sana doktor çağıralım  mı?” diye soruyorlar.

“-Beni yatağa düşüren bana şifa verebilir, çağıracağınız doktor bana ne yapabilir ki? Diyor. Bunu dediği anda küçük hanımı Ebu Derda açıyor ellerini ve diyor ki;

“Allah’ım! Bu dünyada Ebu Derda beni istedi. Sen beni ona verdin. Bende Cennette onu senden istiyorum. Ne olur Cennette onu bana ver” Seviniyor Ebu Derda bu duaya. Hanımına diyor ki;

“Evlenme o zaman benden sonra, cennette inşallah beraberiz.” Ve kelime-i şehadet getirerek bu dünyadan çekip gidiyor.

Ravi anlatıyor; Ebu Derda vefat ettikten sonra, Şam Valisi Ümmü Derda’ya da talip oldu. Bir çuval dolusu altını mihir olarak Ümmü Derda’nın önüne koydu. Ümmü Derda ölene kadar evlenmedi. İnşallah cennettedir, Ebu Derda’nın yanındadır. Allah bizleri de onlardan eylesin, onların yolunda kılsın inşallah.

Muhammed Emin Yıldırım, 82 İl 82 Sahabi

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.