Ebu Hanife ve Allah Teala’nın cihet ve mekandan tenzihi

0
994

Ebu Hanife ve Allah Teala’nın cihet ve mekandan tenzihi

İmam Ebû Hanîfe’nin, Allah Teala’nın gökte olmadığını söyleyenin ya da Allah Teala’nın gökte olduğunu inkâr edenin kâfir olduğunu söylediği, itikadda Selef çizgisini takip ettiğini söyleyen pek çok kimse tarafından iddia edilmiştir/edilmektedir. Bu, ya cehaletten ya da bilerek saptırma gayretinden kaynaklanan vahim bir hatadır. Konu hakkında farklı eserlerinde söylediklerini bir bütün olarak ele almadan İmam’ın bu bağlamda ne dediğini ortaya koymak mümkün değildir. Onun, ilgili ifadelerinin bir kısmını cımbızlayarak varılan bu tarz neticeler, onun tavrını yansıtmaktan kesinlikle uzaktır.

İmam Ebû Hanîfe’nin konu hakkında farklı eserlerinde yer alan ifadeleri, Beyâzîzâde tarafından el-Usûlu’l-Münîfe‘de bir araya getirilmiştir.(1) Önce o ifadeleri toplu halde görelim:

“el-Fıkhu’l-Ekber‘de şöyle demiştir: “Allah, mahlukların sıfatlarıyla tavsif edilmez.”(…)

El-Vasıyye‘de şöyle demiştir: “Allah, ihtiyaç duymaksızın ve üzerine yerleşmeksizin Arş‘a istiva etmiştir.”(…)

“el-Vasıyye‘de şöyle demiştir: “O (Allah Teala) ihtiyacı olmaksızın Arş‘ı da Arş‘ın dışındaki mahlukları da koruyandır. Eğer muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi (olur), alemi yaratmaya ve yönetmeye muktedir olamazdı. Eğer (Arş‘ın üzerine) “oturma”ya ve “yerleşme”ye muhtaç olsaydı, (böyle düşünenlere) Arş‘ı yaratmadan önce neredeydi (diye sorarız)? Allah Teala uluvv ve büyüklükle bundan yüce (ve münezzeh)dir.”

“el-Fıkhu’l-Ebsat‘ta şunları söylemiştir: “Allah Teala vardı ve mekân yoktu. O, mahlukatı yaratmadan önce de vardı. “Nerede”, “mekân”, “şey” (gibi kavram ve varlıklar) yokken de O vardı. O her şeyin yaratıcısıdır. O’na (dua edilirken) “aşağıya” değil, “yüceye/yukarıya” yönelerek dua edilir. Çünkü “aşağılık”, herhangi bir şekilde uluhiyet ve rububiyet vasıflarından değildir. Hadisteki durum da bu bağlamda varit olmuştur: Bir adam Hz. peygamber (s.a.v)’e siyahî bir cariye getirerek, “Bir mü’min köle azad etmem vacip oldu. Bunu azad etsem yeterli olur mu?” diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.v) cariyeye, “Sen mü’min misin?” diye sordu. Cariye “Evet” deyince, “Allah nerede?” diye sordu. Cariye eliyle semayı işaret etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Onu azad edebilirsin. Zira o mü’mindir” buyurdu.”

“Kim, “Bilmiyorum Rabbim semada mı, yoksa yerde mi” derse kâfir olur. Aynı şekilde, “O (Allah Teala) Arş‘ın üzerindedir; ancak bilmiyorum Arş semada mı, yoksa yerde midir” diyen de (kâfir olur).”

“el-Vasıyye‘de şöyle demiştir: Cennet ehlinin, keyfiyetsiz, teşbihsiz (mahlukata herhangi bir bakımdan benzeme söz konusu olmaksızın) ve cihetsiz bir şekilde (herhangi bir yönde olmaksızın) Allah Teala ile mülaki olması haktır.”

“el-Fıkhu’l-Ekber‘de şöyle demiştir: “Cennetteyken mü’minler O’nu, baş gözleriyle görecekler. O’nunla mahlukatı arasında mesafe olmaz.” (…)

“el-Fıkhu’l-Ekber‘de şöyle demiştir: “Allah Teala’nın uzaklığı ve yakınlığı, mesafe uzunluğu ve kısalığı tarzında değil, (mü’minlere) lütufta bulunma ve (kâfirleri) zelil etme tarzındadır. İtaatkâr kul O’na keyfiyetsiz şekilde yakındır, isyankâr da (aynı şekilde) uzaktır. O’na yakınlık ve yönelme, O’na münacatta bulunan kimselerin bu durumudur. Cennette O’nun yakınında olma, huzurunda durma ve ahiretteki rü’yet de aynı şekilde keyfiyetsiz olacaktır.” (2)

Haftaya devam edelim.

1)  Kemâluddîn el-Beyâdî (Beyâzîzâde), İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe (rh.a)’in itikadî sahada mevcut 5 risalesindeki  konuları önce el-Usûlu’l-Münîfe’de sistematik tarzda bir araya getirmiş, bilahare bu eseri, İşârâtu’l-Merâm adıyla kısmen şerh etmiştir. Her iki eser de matbudur. el-Usûlu’l-Münîfe dilimize de çevrilmiştir.

2)  Kemâluddîn el-Beyadî, el-Usûlu’l-Münîfe, 50-5.

Bir önceki yazıda İmam Ebû Hanîfe’den, “Allah Teala-mekân ilişkisi” konusunda aktardıklarımdan çıkan sonuçları şöyle maddeleştirebiliriz:

1.  Allah Teala, mahlukların sıfatlarıyla tavsif edilemez.

2. Allah Teala, ihtiyaç duymaksızın ve üzerine yerleşmeksizin Arş’a istiva etmiştir.

3. Allah Teala’nın arş’a istivası ihtiyaç dolayısıyla olsaydı, Arş’ı yaratmadan önce de bir başka mekânda olması gerekirdi? (Oysa) “nerede”, “mekân”, “şey” (gibi kavramlar ve medlulleri) yokken de Allah Teala vardı.

4. Allah Teala’nın mahlukatına uzaklığı ve yakınlığı, mesafe uzunluğu ve kısalığı tarzında değildir.

5. O’na dua edilirken aşağıya değil, yukarıya yöneliriz. Zira “aşağı”lık, uluhiyet ve rububiyetle bağdaşan vasıflardan değildir.

Birinci sıradaki cümle Ehl-i Sünnet’in temel kaidelerinden biridir. Allah Teala, “mahlukata mahsus” bütün sıfatlardan tenzih edilmelidir. Hiç şüphe yok ki, bir mekânda, bir yönde olmak, bir şeyin “içinde” veya “dışında” olmak, bir ağırlığa, kütleye sahip olmak, azaları organları bulunmak, eni-boyu-derinliği olmak ve boşlukta bir yer kaplamak… bütün bunlar da mahlukata mahsus özelliklerdir. Dolayısıyla Yüce Allah’ın bunlardan da tenzih edilmesi gerekir. Hiç şüphe yok ki “gökte” veya mekânsal olarak “Arş’ın üstünde” olmak da böyledir ve Allah Teala bunlardan da tenzih dilmelidir.

İkinci cümle Arş’a istivanın, “ihtiyaç” ve “yerleşme” ile irtibatlandırılarak anlaşılmasının yanlışlığına dikkat çekiyor. Müşebbihe/Mücessime’nin ve onlara tabi olarak günümüzde kendisine Selefî diyen bir kısım insanların anlamadığı son derece önemli bir noktadır bu. Herhangi bir mekânda olan bir varlık, kaçınılmaz olarak o mekâna muhtaçtır. Bu bağlamda “istiva” ile “yerleşme” birbirinden farklı olduğu ve “istiva”yı “yerleşme” olarak anlamak doğru olmadığı için ortaya şu netice çıkmaktadır: Allah Teala’nın Arş’a istivası “ihtiyaç” ifade etmez. Ama “yerleşme” “ihtiyaç” ifade eder. “İstiva”yı “yerleşme/oturma” olarak anlamlandırmaya kalkarsak -ki Müşebbihe/Mücessime ve o çerçevede İbn Teymiyye “tam anlamıyla” böyle anlamaktadır(1)- o zaman kaçınılmaz olarak “ihtiyaç” gündeme gelecektir. “İhtiyaç” içindeki bir varlığın ise alemi yaratması ve yönetmesi söz konusu olmaz! “İstiva” fiilini bu şekilde anlamanın yanlışlığına dikkat çekmek için İmam Ebû Hanîfe, “Eğer (Arş’ın üzerine) “oturma”ya ve “yerleşme”ye muhtaç olsaydı, (böyle düşünenlere) Arş’ı yaratmadan önce neredeydi (diye sorarız)?” demektedir.

Burada “Allah Teala’nın, ihtiyaç söz konusu olmadan Arş’ın üzerine yerleştiğini söylemekte ne sakınca var?” diye sorulabilir. Her şeyden önce bu sorunun, İmam Ebû Hanîfe’nin akidesine aykırı olduğunu söylemek durumundayız. Zira “yerleşme/oturma” ile “ihtiyaç” arasında kaçınılmaz olarak lazım-melzum (birbirini gerektirme) ilişkisi bulunduğu için İmam Ebû Hanîfe, “Allah, ihtiyaç duymaksızın ve üzerine yerleşmeksizin Arş’a istiva etmiştir” demektedir. Yoksa fırkalar tarihinde “Allah Teala ihtiyaç duyduğu için Arş’a istiva etmiştir” diyen bir grup olmamıştır. Dolayısıyla mesele böyle anlaşılmazsa İmam Ebû Hanîfe’nin bu cümlesi anlamsız/gereksiz bir cümle olarak kalacaktır!

Öte yandan, önceden herhangi bir yere yerleşmesi söz konusu olmayan Yüce Allah’ın, Arş’ı yarattıktan sonra onun üzerine yerleşmesi ontolojik olarak da açıklanamaz. Zira mekân yokken var olan Yüce Allah’ın, mekânı var ettikten sonra onunla bu tarz bir ilişki kurduğunu söylemek, havadisin O’na hululünü (sonradan meydana gelen olayların O’na nüfuz etmesi, bir anlamda O’nu etkileyerek O’nda değişiklik meydana getirmesi) kabul etmek demektir.

İbn Teymiyye’yi Arş’ın “nev’an kadim” olduğunu söylemeye –ki bunun bir kısım felsefecilerin görüşü olduğu açıktır– iten de bu açmazdır. O, varlığı kadîm olan Allah Teala’nın, hâdis (sonradan yarattığı) bir varlıkla bu şekilde ilişki kurduğunu söylemek doğru olmayacağı için Arş’ın “bir tür kıdemle” kadim olduğunu söyleyerek bu açmazdan kurtulmaya çalışmış, ancak bu sefer de hayatını görüşlerini redde adadığı felsefecilerin bir kısım nazariyelerini kabul ederek hem farklı bir çelişki içine düşmüş, hem de “taaddüd-i kudema” (birden fazla kadim varlık olduğunu kabul etme) vartasının eşiğine kadar gelmiştir.

Ebubekir Sifil

Bu yazılar Vahdet gazetesinde Ebubekir Sifil hocaefendinin köşesinde yayımlanmıştır…

 

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.