Cihada Giden Yol

0
892

Mekke senelerinde Müslümanlara ALLAH tarafından savaşma izni verilmemiştir. Henüz sayıları azdır. Putperestlerle karışık olarak aynı toplumu ve aynı sosyo-politik yapıyı oluşturmaktadırlar ve bu şartlarda verilecek bir savaş izni ya da emri, otomatik olarak bir iç savaş anlamına gelecektir. Oysa İslam, toplumların içinde bir savaş başlatmak için değil, o toplumların dünyasını, cennet gibi ve sonsuz yaşamlarını da Cennet yapmak için gönderilmiştir. Ayrıca savaş yoluyla korunacak bir İslam toplumu ve İslam devleti de henüz ortada yoktur. Fakat Hicret ile beraber her şey değişir.

Artık Müslümanlar gerektiğinde kendi içlerinden bir ordu çıkartabilecek kadar güçlenmiş ve çoğalmış, yaşanacak savaşın bir iç savaş olma ihtimali ortadan kalkmış ve gerektiğinde savaşla da korunacak bir İslam devleti ve İslam toplumu oluşmuştur. Hepsinden önemlisi de Mekke putperestleri rahat durmamaktadır. Onlarca Müslümanın kuş gibi ellerinden uçuvermiş olması, kendilerine çok ağır gelmiştir. Ve üstüne üstlük bunlar, Medine’de kendilerine yeni bir yurt da bulmuşlar ve artık eskisi gibi istedikleri zaman işkence edip üzerlerinde her çeşit sadist duygularını tatmin edebilecekleri “zulüm köleleri” olmaktan kurtulmuşlardır. Bu ve benzeri etkenlerin bileşkesiyle iyice gözü dönmüş olan Mekkeli putperestler, sık sık Medine civarına baskınlar düzenlemekte, tek başına yakaladıkları Müslümanları ve onlarla ittifak etmiş olan Medineli putperestleri öldürüp, yüreklerini soğutmaya çalışmaktadır. Bu arada Abdullah b. Übeyy başkanlığındaki Medineli gizli İslam düşmanları ve Medine yahudileri de boş durmaz, bu Mekke azgınlarını Müslümanlara karşı el altından kışkırtmaya devam ederler.

İşte böyle bir ortamda indirilen ayetlerle, ALLAH tarafından İslam tarihinde yeni bir sayfa açılır: Cihad… İslam’ın altıncı farzı olan cihad…

“Kendileriyle savaşılanlara (Mü’minlere), zulme uğramış olmaları nedeniyle (savaşmak için) izin verildi. ALLAH onlara zafer vermeye elbette kadirdir.” (22/Hac:39)

Bedir’e giden yol böylece başlamış olur.

Bedir savaşından önce Kur’an, yahudilere karşı önlem alınmasını emreder. Bu kaypak ve hain toplum, Müslümanların kendilerine gösterdiği bütün şefkat ve iyi niyeti boşa çıkarmış, her fırsatta Medine’nin içindeki ya da Mekkeli İslam düşmanı putperestlerle iş birliğine gidip, sürekli Müslümanları arkadan vurmaya çalışmıştır. En sonunda ayetler devreye girer ve Müslümanlara, yahudilerle ilişkilerinin nasıl olması gerektiği bizzat ALLAH tarafından bildirilir:

“Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük etmekten geri durmazlar. Sizin hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kinleri, ağızlarından taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikleri düşmanlık ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz. Oysa onlar, sizi sevmezler. Siz, bütün kitaplara inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaştıklarında: ‘İnandık!’ derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kinlerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: ‘Geberin kininizle!’ Şüphesiz ALLAH gönüllerin özünü bilendir. Size bir iyilik dokunsa, bu onları üzer. Size bir kötülük dokununca da sevinirler. Eğer siz sabreder ve ALLAH’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların tuzakları size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz ALLAH, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” (3/Al-i İmran:118-120)

Ve Hicret’in üzerinden yaklaşık bir buçuk sene geçmiştir ki kıble, Kudüs’ten Kâbe’ye çevrilir ve Ramazan orucu farz kılınır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.