Bacağı Uhud Dağından Daha Ağır Gelen Sahabe

0
69
Bacağı Uhud Dağından Daha Ağır Gelen Sahabe

Abdullah b. Mesud’u Tanıyacağımız 5 Cümle!

Abdullah İbn Mesud, 18 yaşlarında iken Efendimiz (aleyhisselam) ile tanışıyor. Babası daha İslamiyet hakim olmadan evvel vefat ettiği için evin geçimi onun üzerine kalmış, oda ailesine çobanlık yaparak bakıyordu. İmanın sesi ve sedasının yükselmeye başladığı, yine çobanlık yaptığı günlerden birinde Ukbe b. Muayd isimli –ki müşrik liderlerden biriydi- o zatın koyunlarını otlatırken,  Efendimiz (aleyhisselam) ve Hz. Ebubekir oradan geçiyor. Selam veriyor ve Abdullah b. Mesud da selama karşılık veriyor. Efendimiz:

-‘Biraz süt sağabilir miyim bu koyunlardan’ diye soruyor. Abdullah b. Mesud ise;

+’Hayır, bu koyunların sahibi ben değilim. İzin veremem’ diye karşılık veriyor. Efendimiz öyle hoşnut olur ki bu cevaptan.. Devamla der ki:

-‘Peki sağılmayan (kısır olan) bir koyunun var mı, onu sağmama müsaade eder misin?’

Abdullah b. Mesud izin vermek istemez ama kısır olduklarını düşünce müsaade ediyor. Efendimiz bir yandan mübarek dudaklarıyla bir şeyler okuyor, bir yandan koyunu sağıyordu. Sağıyor ve süt çıkıyor. O sütten kendisi içiyor, Hz.Ebubekir’e ve Abdullah b. Mesud’a ikram ediyor. Onlar da içiyor.

İbn Mesud, bu mucizeden hiç etkilenmiyor yahut bu büyüdür deyip korkmuyor. Bu sihirdir, bana da öğret demiyor. Ya ne diyor:

-“O okuduğun şeyler neydi, bana da öğretir misin onu?” diyor. İlme kitleniyor direk.

Bunun üzerine Efendimiz (aleyhisselam) ona ‘Sen ne de meraklı bir gençmişsin’ der ve 18 yaşındaki delikanlıyı oturtur karşısına ve imana ait ne varsa anlatır. Abdullah b. Mesud bir rivayete göre o anda bir rivayete göre ise birkaç gün sonra iman ediyor.

İman ettiği günden itibaren artık o annesinin evinde değil, Erkam b.Ebi’l Erkam’ın evinde kalıyor.  Ve oranın en gözde talebelerinden, en gözde muallimlerinden biri oluyor.

5 yıl bu şekilde Darul Erkam’da geçerken, Cibrili Emin Muhammed’ul Emine Rahman suresinin ayetlerini indiriyor. Ashaba okuyor ve soruyor kainatın Efendisi:

“Kim bu sureyi Kabe’nin avlusunda müşriklere karşı okuyacak?’

Başta kimseden ses çıkmıyor, sonra bir el havaya kalkıyor, Abdullah b.Mesud!

‘Ben okurum ya Resulullah!’ dedi. Efendimiz (aleyhisselam) başta izin vermek istemese de sonra razı oluyor ve gidiyor Kabe’nin avlusuna başlıyor okumaya o ayetleri. Sesi duyan Mekkeliler çevresinde toplanmıştı ve ne olduğunu anladıklarında İbn Mesud’u dövmeye başladılar, öyle ki bayıltana dek… O Darul Erkam’a getirildiğinde Efendimiz (aleyhisselam) onunla ilgilendi ve dedi ki:

“Ey Ebu Abdurrahman! (Bu künyeyi Efendimiz ona vermişti. O gün Rahman suresini okumuştu Kabe’nin avlusunda. Rahman suresini indiren Allah’ın o ayetlerini insanlara duyuracak. Ebu Abdurrahman olacak. Yani Rahman’ın kullarından birinin babası olacak. Aslında bir yönüyle o ayetin mesajlarına o gün orada babalık yapacak. Bilemiyorum niçin böyle söylemiş ama böyle de güzel bir tevafuk var!) Ben sana demedim mi? Sen zayıfsın, dayanmazsın. Niye gittin?”

Abdullah b. Mesud diyecek ki:

“Ya Resulallah! Müşrikleri hiç bugünkü kadar acziyet içerisinde küçüldüklerini görmemiştim. Vallahi bana izin verirseniz, yarın yine gidip aynı şeyi yapmak isterim.”

Bir gün Mekke’de bir hurma ağacının ya da bir kayanın üzerine çıkmıştır. Sahabe gülmeye başlamıştır aşağıdan. Efendimiz (aleyhisselam):

-‘Niye güldünüz?’ Diye sormuştur.

+’Ya Resulallah! Baksana, onun bacakları bizim kolumuz kadar. İnce ve zayıf birisi.’ Ne demiştir biliyor musunuz Efendimiz (aleyhisselam) 2 rivayet, ikisini de aktarayım size:

-“Gülün gülün.. O güldüğünüz ayaklara Allah cehennemi haram kılmıştır” Cennet müjdesi Efendimiz’in lisanıyla. Başka rivayette:

-“Onun o bacakları Uhud dağından daha kıymetlidir.” Böyle biridir Abdullah b. Mesud…
 Hastalanır, yatağa düşer. Hz. Osman yanına ziyarete gelir. Onu ağlarken görünce:

“Ey Abdullah! Ölümden mi korkuyorsun, nedir bu gözyaşı?” der. Abdullah b. Mesud:

“Ne ölümden korkusu! Akıbetimden, günahlarımdan yarın Allah’a vereceğim hesaplarımdan korkuyorum!”

Onun hayatından kendimize örnek alacağımız 5 mesaj :

1.Tevhid bir olanı birlemek, Allah’a ait olan alanları başkası ile paylaşmamaktır. Bu hakikati iyice anla ki Abdullah olasın, bu hakikati unutma ki, Abdullah kalasın.

Abdullah b. Mesud’un bize söylediği en önemli en hayatımızda alıp da kontrol edeceğimiz ilkesi buydu.

2.Risalet davasına mensup olmak göreve çağıran sesi duyar duymaz meydana atılmaktır. Allah adına sen meydana çık, tekmeler altında ezilsen de sen Abdullahsın.

Bir iş var, iş yapılacak. Nedir? Muş’un insanlarına İslam’ın mesajları duyurulacak, tevhidi, hakikatleri söyleyeceği risalet davası gibi bir davamız olduğu hatırlatılacak, iman hakikatleri kavratılacak, kuran nesli yeniden yetiştirilecek, sahabenin sevdası, aşkı bu toprağın insanlarının yüreklerine ekilecek. Kim yapacak bu işi? Yoksa sizler Mehdi bekleyenlerden misiniz? Mehdi gelecek, hoş geldin diyeceğiz, ona asker olacağız. Derdiz o değil. Şimdi işimiz beklemek işi değil. Allah’a davet eden davetçiler lazım. Ben deyip, el kaldırabiliyorsak, 14 asır sonrasından gelsek bile Mekke de Medine de değil, Muş da gelsek bile, o altın halkanın bir ferdiyiz. Ve bu risalet davasının bir mensubuyuz. İş budur, görev budur.

3.Kulluk yolu kardeşsiz yürünmez; Mekke’nin zorlu yollarında sağında Zübeyr gibi ihlâs abidesi, Medine’nin taşlı yollarında solunda Muaz gibi ilim abidesi kardeşlerin olsun. Düşünce sana el uzatacak kardeşler edin ki, yolda kalmayasın.

Bakın Kuran bize ‘Sadıklardan olun’ demedi, ‘Sadıklarla beraber olun’ dedi. Çünkü sadıklarla beraber olduğunuz zaman sadakati devam ettirebilirsiniz. Onun için kulluk yolu kardeşsiz yürünmez.

4.Allah’ın kelamı ile bağını güçlü tut. Onu her zaman Cebrail tazeliğinde oku. Semadan sana sarkıtılan o ipe sımsıkı yapış; ona iyice sarıl. Kur’an’a dört elle sarıl ki, dost diye yılana sarılmayasın.

5.İhtilafın ahlakını iyice öğren. İhtilaf rahmet, tefrika zahmettir. Her meselede kardeşlerinle aynı düşünmeyebilirsin. Bazen kardeşlerinle yollarını da ayırabilirsin. Hizmet yolların ayrılsa da, eğer amaç Allah’ın rızası ise kardeşlik hukukunun devam ettiğini unutmamalısın.

Hz. Osman ile Abdullah b. Mesud’un arası biraz açıktı, aralarında bazı –fıkhi- ihtilaflar vardı. Bazı meseleleri farklı değerlendiriyorlardı. Onlardan bir tanesi de şuydu: Hz. Ömer’in hilafetinden sonra Hz. Osman’ın hilafet günlerinde halife olarak Hz. Osman Mekke de hac emiri bulunurken, Efendimiz (sav) Hz. Ebubekir, Hz. Ömer Mina’da namazları kısaltmalarına rağmen Hz. Osman namazı tam kıldı. 4 rekat olan namazı 4 kıldı. Yanlış dedi Abdullah b. Mesud, yanlış yapıyorsun. Efendimiz’in, Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın yapmadığı bir işi yapıyorsun. Hz. Osman’ın gerekçeleri vardı, çok sağlam gerekçeleri vardı aslında. Bir cümle söyleyeyim ki mesele anlaşılsın. Hz. Osman dedi ki:

“Sadece hac maksadıyla buraya gidip gelen insanlar var. Bizi burada bu halde gören insanlar namazı eksik tanıyacaklar bizim yüzümüzden. 4 rekat namazı 2 rekat olarak bilecekler. Yarın kendi memleketlerine döndükleri zaman namazı böyle gördüğü için bizden böyle kılacaklar. Onun için ben 4 rekat kılıyorum” demesine rağmen Abdullah b. Mesud muhalefet etti ona.

Dikkat buyurun! 1 sene hac da. Hac emiri Hz. Osman. Oda cemaate namaz kıldıracak. Arkasında cemaat saf tutmuş, imam olarak Abdullah b. Mesud dönüyor onlara ve diyor ki:

“Ey cemaat! Mina’da namazlar biz sefer halinde olduğumuz için 2 rekat kılınmalı. Ben Resulullah’dan, Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer’den bu işe şahit oldum. Benim görüşümde onların görüşü gibi. Ama madem Hz. Osman bu ümmetin halifesi ve namazın 4 rekat kılınacağını söyledi. Ben kendi görüşümü arkaya aldım, namazı size 4 rekat kıldırıyorum”

Gelin de hayran olmayın Abdullah b. Mesud’a. Gelin de ihtilafın ne demek olduğunu, ihtilaf ahlakını öğrenin onun üzerinden. Onun için bu beşinci maddeyi böyle anlayın.

Muhammed Emin Yıldırım Hocaefendi, 82 İl 82 Sahabi

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.